RÖPORTAJLAR
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI

FİLİBELİ VE AKİF’ TE MEDENİYET KURUCU BİR ÖGE OLAN “ÇALIŞMAK”
Eklenme Tarihi: 17 Şubat 2016, Çarşamba 00:18 - Son Güncelleme: 17 Şubat 2016 Çarşamba, 00:18
Font1 Font2 Font3 Font4



FİLİBELİ VE AKİF’ TE MEDENİYET KURUCU BİR ÖGE OLAN “ÇALIŞMAK”
Ahmet Kutluay İnsanoğlu varoluşunun ilk gününden bugüne yenilenen, değişen ve dönüşen ancak mahiyetini yitirmeyen ihtiyaçların sahibidir. Giderilmesi zorunlu olan bu ihtiyaçların kazanımı, insanlara ulaşması ve dağıtımı, insanlar tarafından tüketim şekilleri İktisat biliminin ilgi alanını oluşturmuştur. Bu ihtiyaçların edinim süreci bir bütün varlık olarak insanın algı dünyasına,  değerlerinden anlamsal arayışlarına sahne olan yaşamının her anına farklı […]

kandil2
Ahmet Kutluay
İnsanoğlu varoluşunun ilk gününden bugüne yenilenen, değişen ve dönüşen ancak mahiyetini yitirmeyen ihtiyaçların sahibidir. Giderilmesi zorunlu olan bu ihtiyaçların kazanımı, insanlara ulaşması ve dağıtımı, insanlar tarafından tüketim şekilleri İktisat biliminin ilgi alanını oluşturmuştur. Bu ihtiyaçların edinim süreci bir bütün varlık olarak insanın algı dünyasına,  değerlerinden anlamsal arayışlarına sahne olan yaşamının her anına farklı şekillerde etki etmiştir. Aynı şekilde insanın değerleri, hayatı kavrama-okuma biçimi, ahlak anlayışı da ihtiyaçları edinimindeki tavrı üzerinde belirleyici olmuştur.
Bu değerlerin anlaşılması, temel dinamiklerinin kavranarak insanlığın umudu olabilecek nitelikte yeniden inşası yolunda, zamanın değişik dönemlerinde farklı coğrafyalarda dertlenen, bu inşanın gayreti içinde olan insanlar olagelmiştir. İnsanlığın kaderi ile her dönemde çok yakından ilgili olan coğrafyamız, insanî değerlerin insanlığa umut olabilecek nitelikte yaşanageldiği bir özel mahiyete sahiptir. Bu mahiyeti kavrayan ve bu kadim dert ile dertlenen milletimizin iki münevveri olan Filibeli Ahmet Hilmi ve İstiklal Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, İktisat bilimini açık bir şekilde konu edinmemiş olsalar da, İktisadî teorileri yeniden kurgulayabilecek fikirler ortaya koymuşlardır.
MEHMET AKİF ERSOY VE İKTİSADÎ VE MEDENÎ BİR EYLEM OLAN “ÇALIŞMAK”
Mehmet Akif ERSOY, çalışmayı ve üretmeyi adeta varoluşun gayesi gören bir anlayışa sahiptir. Akif’ e göre her insan, özellikle de insanlığın kaderiyle yakından ilgili olan İslam Medeniyeti’ nin insanı, çalışmayı şiar edinmiş olmalıdır. Boş durmayı tükenmek, ölmek ve çürümek olarak gören Akif,
“Ey, bütün dünya ayakta iken yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.”
(Akif, Safahat, 41)
Sözleriyle diriltici bir nefes üflemeye çalışmaktadır. “Bütün dünya” Akif’ e göre, ibadet bilinciyle ayaktadır. Her varlık üretim sürecinin doğal öznesi ve nesnesidir. Çünkü kâinat bir tecelligâhtır ve her an yeni bir şanda tecelli eden “Hakk Teala” insanın çalışmasını emretmiştir. Üretim, daimi olmalı ve yer ve gök ile bir insan, üreterek var oluş gayesini ortaya koymalıdır.
“Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!
Bunların hakkında bir bahanen var mı? Dur!
Mâsiva bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile,
Bak tecelli eyliyor bin şe’n-i gûnagûn ile. “
(Akif, Safahat, 41)
Mehmet Akif, Modern Batı İktisadının aksine, insanı iktisadî bir nesne olarak görmüyor. Batı anlayışında insanı “Homoeconomicus” olarak değerlendiren bakış, Akif’ i anlamaya yetmeyecektir. Akif’ in ufkundaki insan, değerleriyle dirilerek eylemleriyle insanlığı diriltecek eserler üreten kişidir. Çünkü İslam Medeniyeti, Akif’te de ortaya çıkan, insanı âlemin derdi ile dertlenmeye iter. Üretilen iktisadi ürün, Allah’ ın razı olacağı çerçevede usûlüne uygun olarak üretilmiş olmalıdır. Bu bakışta temel amaç, insanlığa hizmettir. Günümüz modern iktisadının kutsal ve değişmez paradigması olan “para kazanmak” İslam Medeniyetinin İktisadî anlayışına göre yan bir amildir. Asıl olan Allah’ın razı olacağı işi yapmak, insanlığa hizmet etmek, dünya ve ahireti mamur edecek eserler-ürünler meydana getirmektir.
Bütün bunların gerçekleşmesi ise en basit ve en karmaşık fiillerden biri olan “Çalışma” ya bağlıdır. Akif ‘ e göre İslam Medeniyetinin insanı, yer ile gök çalışırken oturamaz. İslam medeniyetini diriltici ruh, Allah’ ın yeryüzündeki halifesi olmasının hakkını veren ve “eşref-i Mahluk” olmaya layık olandır. Bu liyakat ise çalışmakla mümkündür. Akif’ e göre insanın çalışması, yer ve göğü ilgilendirecek derecede önemlidir.
Kendini gerçekleştirmemiş ve İslam Medeniyeti’ nin değerlerini benimseyememiş insanın bahanelere sığınacağını bilen Akif, bahanelerin insanına “dur” diyerek insanın çalışmasının Allah’ın âlemdeki muradı ve kudretinin işleyişindeki sır ile ilgili olduğunu ifade eder.
“Mâsiva bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile” diyerek, “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız” Hadis-i Şerifini hatırlatan Akif, Müslüman olduğu iddiasında bulunan insanın bütün dünya ile ilgilenmesi ve bütün insanlığın derdiyle dertlenerek, o bilinçle çalışması hareket etmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
İslam Peygamberi Hz. Muhammed’ in (S.A.V) daha çocuk denilecek bir yaşta iken Hılful Fudul topluluğunun kurucuları arasında bulunması ve o günkü ticaretin ve bütün iktisadi işlerin adalet ve hakkaniyetle yapılması ile ilgili bu topluluğun çalışmalarının olması da gösteriyor ki; İslam Medeniyetinin kurucusu ve somut örneği olan Hz. Muhammed (S.A.V) kendisine hiçbir görev verilmediği halde  o günkü insanlığın dertleriyle dertlenmiş ve bütün insanlığa ışık tutabilecek uygulamalarda, çalışmalarda bulunmuştur.
“ Hılfu’l-Fudûl, (Fâdıl/erdemli/dürüst İnsanlar Birliği) ticarî anlaşmazlıklara müdâhale teşkilatı olup Mekke’ye gelen yerli-yabancı tüccarın hukukunu korumak için tesis edilmiştir. Mekke büyük bir ticaret merkezi haline gelince, kabile ekonomilerini aşan tüccar sermayesi Mekke’ye yönelerek daha büyük ticari ortaklıkları doğurmuştur. “ (İslam İktisadî Gelişmesinin Tarihî ve Dinî Dinamikleri, Muammer Gül, Tarih Okulu, Mart 2104, s.78)
FİLİBELİ AHMET HİLMİ VE İSLAMIN İKTİSADÎ BİR EYLEM OLAN ÇALIŞMAYA BAKIŞI
Filibeli Ahmet Hilmi ve Mehmet Akif’ in bakış açılarını temelde aynı dünya görüşünün iki ayrı yansıma biçimi, ortaya çıkış şekli-ifade boyutu olarak görebiliriz. İslam Medeniyetinin insana yüklediği önemli bir görev olan, dünyayı ve içindekileri putlaştırmaktan kaçınmak, İslam Medeniyetini icra eden insanın,  İktisadi eyleminde bağlayıcı olmuştur.
Mehmet Akif ve Filibeli Ahmet Hilmi, “dünyayı terk” olarak ifade edilen bu putlaştırmaktan kaçınmanın iki önemli ve vazgeçilmez yönünü ele almışlardır. Filibeli “Dünyayı kalben terk” in nasıl mümkün olduğunu, usulünü anlatırken; Mehmet Akif, kesbî olarak terk etmemenin zarûreti üzerinde durmuştur.
Burada İslam Medeniyetini inşa etmesi beklenen insanın zahir-batın dengesini nasıl kurması gerektiği açık olarak görünmektedir.
Filibeli Ahmet Hilmi, Amak-ı Hayal adlı eserinde, “*Kâmil kimseler dünya zevkine kapılmadı. Sonuçta dünyanın bir gölge, boş bir arzu, bir oyuncak ve hayal olduğunu bildiler. Rüyanın gerçekle ne kadar ilgisi varsa, cihanın da zevkle o kadar ilgisi vardır. Herkes aşk eteğini tutarak  Allah’a yaklaştı.” (Filibeli Ahmet Hilmi, Amak-ı HAYAL, s.4) Kamil kimse, amaçlanan hali taşıyan mümin, dünyanın zevkine kapılmaz. Bunu zahiren dünyanın içinde iken başarabilendir. O kişinin halini güncel ekonomik parametreler ölçemez. Modern Batı İktisadi, bu bakış açısıyla yaşayan insana yön tayin edemez. Dünyanın içinde, kudretin Allah’ tan olduğunu bilerek çalışan kişi, gönlünde dünyayı bir gölge olarak görmeyi başarabilirse dünyanın geçici zorlukları onu yıldırmayacak ve dünyanın geçici zevkleri onu tatmin etmeyecektir.
Filibeli Ahmet Hilmi, Akif’ in peşine düştüğü çalışan, çalışması elzem olan insanın, iç dünyasını mamur etmenin derdini taşımaktadır. İç dünyası mamur olan kimse, dış dünyayı, görünen alemi de mamur etmeyi bilecektir. Zahirin hükmüne mahkum olmayacak, görünüşe aldananlara bir çıkış kapısı olduğunu gösterecektir.
Ancak bu da bir çalışma sonucu meydana gelecektir. Kişi dünyayı, heveslerini, nefsinin arzularını terk etmeyi bilmelidir.  Bu hale ulaşan kişi İktisadı, kapitalist değerler üzerine değil de vicdanın ve merhametin üzerine kurgulayacaktır. İslam Medeniyeti’ nin Osmanlı Tecrübesi’ nde görüldüğü gibi hiçbir topluluğu, hükmünde hiçbir grubu köleleştirmeyecek, sömürmeyecektir. Yüzyıllarca üç kıtaya hükmeden Devlet-i Aliye, yarın ölecekmiş gibi gönlün imaretini sağlarken hiç ölmeyecekmiş gibi bir şevkle adaleti, merhameti, insanlığa hizmet bilincini yaymıştır.
İslam Medeniyeti’ nin iki önemli değeri olan Mehmet Akif ve Filibeli, birbirini tamamlayan iki ayrı anlayışı savunmuşlardır. Akif, dünyayı omuzlayacak insanın yetişmesinin derdini taşırken, o insanı yetiştirme davasıyla hareket ederken, Filibeli de omuzladığı dünyayı sahiplenmeyecek, kendini-nefsini putlaştırmayacak insanı inşa etmenin derdine düşmüştür. Bu iki Osmanlı son dönemi münevverinin anlayışı, insanlığın bugünkü iktisadî ve daha pek çok alandaki farklı sorunlarına çözüm olabilecek nitelikte bakış açıları sunmaktadır. Bir tarafta dünyanın bütün kaynaklarını sınır tanımadan sömüren bir güruh var iken diğer tarafta modernizmin kıskacında ve teknolojinin dişlileri arasında ezilirken kendinden habersiz sûreti ve dünyayı putlaştıran bir anlayış yaygınlaşmaktadır. Mehmet Akif ve Filibeli, İslam Medeniyeti’ nin temcilisi konumunda olan her insanımızın durumdan haberdar olup, önce kendini inşa ve imar edip sonra aleme el uzatabilen insanlar yetiştirmenin mücadelesini vermişlerdir.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!