RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
Eklenme Tarihi: 4 Ekim 2018, Perşembe 23:25 - Son Güncelleme: 4 Ekim 2018 Perşembe, 23:25
Font1 Font2 Font3 Font4



Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
Unutulan ama asla terk edilmeyen, ümmetin hem kanayan hem de kanayan yaralarını saran, İsra ve Miraç hadiselerinin vuku bulduğu, her santim toprağında şehidimizin bulunduğu, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı içinde koruyan, saklayan, herşeye rağmen kirlenmeyen ve kirletilemeyen kutsal şehirimiz Kudüs...

Sevdası vatan ve ümmet olan herkesin söyleyeceklerinin olduğu bu dönemde Okumadan Kudüs Kurtarılamaz adlı kitabıyla okuyucuyla buluşan Eyüp Güzel ile Kudüs ve kitabı üzerine konuştuk.

 

Söyleşi: Merve Gamze Yüce

 

Kudüs konulu kitap yazma fikri nasıl oluştu?

 

– Gençlik yıllarımdan itibaren Kudüs konusuna aşinalığım var fakat bu aşinalık sürekli ve istikrarlı bir durum değildi. Daha çok İsrail’in Filistinli Müslümanlara veya kutsal mekânlarımıza saldırdığı zamanlarda yoğunlaşmaktaydı. Kızar, bağırır çağırır, slogan atar ve sonra tekrar unuturdum herkes gibi. Son yıllarda bugüne kadarkilerden farklı olarak Kudüs ile ilgili bir bilinç oluşmaya başladı. Ahmet Ağırakça’nın Selahaddin Eyyubi’nin hayatını anlatan bir kitabını okuduğumda sanki bir hazine bulmuştum. Selahaddin Eyyubi’nin hayatını nasıl öğrenmemişim diye kendi kendimi sorguladım. Selahaddin’i tanıyan Kudüs’süz duramazdı. Bende de böyle bir durum söz konusu oldu ve Filistin’e, Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya karşı sorumluluk yüklenmeye başladım. İlk ziyaretim 2016 yılında gerçekleşti ve âdeta vuruldum o şehre, tarihine ve orayla ilgili verilen mücadelelere. Bildiğim birşeye dokunmuştum. O aralarda da boş durmuyor ve sosyal medyada sürekli kısa kısa yorumlarla paylaşımlar yapıyordum. Bazı haber sitelerinde köşe yazıları ve kimi dergilerde de makaleler yazıyordum. Bir hayli paylaşım yaptığımı düşününce hepsini tek tek toplayıp derleyip kitap hâline getirmeye karar verdim. Esasında bugüne kadar bir kitap yazabileceğimi hiç düşünmemiştim. Konu Kudüs olunca daha çok yazmalıyım diye kitap yazarlığına başlamış oldum.

 

Kitabın hazırlık aşaması, nasıl bir süreçti?

 

– Sosyal medyada, internet sitelerinde ve dergilerde belirli periyodlarla Kudüs ile ilgili yazılarım yayımlanınca ilk başlarda hepsini toparladığımda bir kitap dolusu yazı çıkabileceğini düşünmüştüm. Tek tek hepsini derleyince yanıldığımı fark ettim. Mevcut kitabımın çeyreği kadar etmiyorlardı bile. İlk anda kendi kendime “eyvah” dedim. Konu başka bir şey olsaydı kesinlikle vazgeçerdim fakat Kudüs olduğu için cesaretlendim. Kitabı tamamlamak için bol bol yaşanmış hikâyelere ulaşmam, o hikâyeleri yaşayanlardan dinlemem gerekiyordu. Bir sene önce Kudüs’e gitmiştim ve sırf kitap için tekrar gitmeliydim. Bol bol dergi, kitap karıştırmam ve kaynaklar bulmalıydım. Taksim’de ve Beyazıt’taki kütüphanelere günlerce gidip geldim ve her gidişimde saatlerce vakit harcıyordum. Youtube’den videolar, belgeseller izledim. Bütün bunları hem kitabım için bir hazırlık aşamasıydı hem de farkında olmadan kendi iç dünyamda bir Kudüs olgunluğu oluşuyordu. Yazayım derken Kudüs’e olan ilgim ve sorumluluğum arttı.

 

Konu tarihimiz olduğunda hepimizin özeleştiri yapması gereken hususlar oluyor. Ve kitabınızın bazı bölümlerinde doğru bilinen yanlışlara değinerek bunu dile getirdiniz. Peki siz kitabın hazırlık aşamasında Filistin hakkında bilmediğiniz ya da eksik bildiğiniz olaylarla karşılaştınız mı? 

 

– Bilmediğim çok ama çok konuyla karşılaştım. Kaldı ki kitap yazmama, kısa metrajlı filmler çevirmeme, birçok seminer vermeme veya sempozyumlara katılmama rağmen bilmediğim daha çok konu var. Eksik veya yanlış bildiğim en önemli şey ise İsrail’in çok güçlü olduğunu düşünmemdir. İstihbaratıyla, askerî ve polis gücüyle çok güçlü olduğunu düşünüyordum. Evet imkânları çok geniş fakat çok güçlü değiller. İslam dünyası, yani bizler çok dağınığız ve İsrail sürdürdüğü işgal politikalarındaki şımarıklığını da bizim dağınıklığımızdan alıyor.

 

Eserinizin bazı bölümlerinde, Kudüs'te karşılaştığınız hadise ve tepkilere yer vermişsiniz. Etkilendiğiniz ancak kitabınızda yer vermediğiniz bir vakayı  bizimle paylaşır mısınız?

 

– Kendime özel olan ve sadece özel dost meclislerinde paylaştığım, bazı yaşadığım olaylar var ve bunları ne yazık ki herhangi bir yayın kuruluşuyla paylaşmayı şimdilik doğru bulmuyorum. Fakat kitabımda yer vermediğim ve etkilendiğim anlardan birisini anlatabilirim. Kudüs’e ikinci gidişim, 2017 yılında oldu. Tam 9 Aralık 2017 günü Mescid-i Aksa’nın içerisindeydim. Tarih önemliydi ve şu an size anlatırken bile o duygusal atmosferi yaşıyorum. Normalde ağlamayı pek beceremeyen biriyim fakat o gün Mescid-i Aksa’nın avlusunda bir köşede dakikalarca nasıl ağladığıma hâlen şaşırıyorum. Tam 100 yıl önce o gün Kudüs elimizden çıkmıştı. İşgalin yüzüncü yıldönümüydü. Sanki kaybetmişiz gibi, sanki birazdan işgal askerleri gelip “Hadi burayı boşaltın.” diyeceklermiş gibi geldi bana.

 

– Etkilendiğim ikinci bir olayı ise ertesi gün sabah yaşamıştım. Elimde kameramla otelden çıkıp sabah namazı için Mescid-i Aksa’ya gitmiştim. Aksa’nın kapılarında nöbet tutan ve kimlik kontrolü yapan İsrail polisi, geçişime izin vermedi. Kamerayı bahane etmişlerdi. Oysa daha önce kamerayla girmiştim. Otele dönsem sabah namazını kaçıracaktım. Aksa’nın çevresinde hep Müslüman esnaf var ve çoğu dükkânlarını açıp ışıklarını yakmışlar fakat kapalıydı namazda olduklarından dolayı. Yaşlı bir amcayla bir teyze dükkânlarının önündeydi ve namaza gitmek için hazırlık yapıyorlardı. Selam verdim ve el kol hareketleriyle Aksa’ya namaza gideceğimi ve çantamı dükkanlarına bırakıp bırakamayacağımı sordum. Arapça konuştuklarından sözlerini anlamadım fakat vücut hareketlerinden gülümseyerek “Rahat ol evladım.” dediklerini farkettim. O arada amcamız 3 evladının olduğunu ve cezaevine atıldıklarını anlattı. Konuşmalarından “Selase”, “Evladu” gibi bazı cümlelerinden ve el hareketleriyle yaptığı tariflerden çözebiliyordum anlattıklarını. 3 evladı cezaevine atılmış ve yaşlı hanımıyla başbaşa kalmış yaşlı amcamızda “eyvah, vah vah, öldük bittik” diye bir hâl yoktu. Kanaatkarlık ve gurur vardı.

 

“Kahramanlık hikâyelerinin yazıldığı değil yaşandığı bir yer” diyorsunuz kitabınızda Filisten’e peki savaşın içinde doğan ve büyüyen Filistinli gençlerin sizin gözlemlerinize göre hayata bakışı nasıl?

 

– Az önceki sorunuzda anlattığım üç evladını cezaevine gönderen yaşlı amcamızın meselesi, Filistin’de oldukça sıradan. Oralarda sadece başkalarının kahramanlık hikâyeleri yazılmıyor. Başkalarının yaşadıkları üzerinden bir edebiyat geliştirilmiyor. Bizzat yaşıyorlar. İşgal altındaki topraklarımız olan Filistin’de olan ve bizim medya aracılığıyla duyduğumuz bazı eylemler ülkemizde bazen tartışma konusu olabiliyor. Konforlu makam koltuklarında Filistinli gençlerin ve Hamas gibi direniş örgütlerinin varlıklarını veya eylemlerini ameliyat masasına yatırıyoruz. Bizler birkaç günlüğüne Filistin’e gittiğimizde havalimanında bazen karşılaştığımız birkaç saatlik sorundan dolayı sinir harbi yaşıyoruz. Böyle basit bir olayda bile keyfimiz kaçıyorsa orada işgalin en doruğunu sistematik olarak yaşayan Filistinli kardeşlerimizi yadırgamak, suçlamak yerine anlamak, dua etmek daha doğrudur diye düşünüyorum. Onlar bir yandan hayat ve geçim mücadelesi verirken bir yandan da işgale karşı direniş içerisinde bir hayatı sürdürüyorlar.

 

Biraz önce söylediğiniz gibi başta havalimanında çıkartılan zorluklar olmak üzere hepsi yıldırma korkutma politikalarına birer örnek. Filistin’e bir daha gelmeyeceğim düşüncesine kapılmamaları için oraya gidecek olanlara tavsiyeniz olur mu?

 

– İsrail sadece korku politikası üretmiyor, aynı zamanda Müslümanlar arasında tefrikayı yaymayı da başarılı bir şekilde uyguluyor. Filistin’e giden herkese zorluk çıkarmıyor. Seçici davranıyor ve kalabalık bir gruptan bakıyorsunuz sadece birkaç kişiyi ya da sadece bir kişiyi gözaltına alıp deport ediyor. Böyle yaparak bir algı oluşturuyor ve insanların zihninde “Demek ki o kişilerde problem var.” dedirtmeye getiriyor meseleyi. Sosyal medyada paylaşılan bazı görüntüler haber değeri taşısa da çoğu zaman insanları olumsuz etkileyip ürkütebiliyor. Eminim ki “Gitme oraya, başın belaya girebilir.” sözünü duymayanımız kalmamıştır. Gidecek olanlara tavsiyem, korkuları abartmamaları ve mutlaka fotoğraf makinesi veya akıllı telefonlarla o kutsal topraklarda bol bol görüntü kaydedip Türkiye’ye döndükten sonra sosyal medyada paylaşmalarıdır.

 

Okumadan Kudüs Kurtarılmaz kitabınızın yanısıra  “Boyaların Filistin” adlı kısa filme imza attınız. Bu filmi çekmenizde ki en büyük etken neydi?

 

Filistin ile ilgili bugüne kadar en çok karşılaştığım sorulardan birisi “Tamam ama ben ne yapabilirim ki?” şeklinde oluyordu. Samimi kardeşlerimizin dahi böyle soru sormaları hep aklımda yer etti ve etmeye devam edecek. Filmin konusunu tamamen bu sorudan hareketle seçtim. Tek başına olan 11 yaşlarında ki bir kız çocuğunun kendi mahallesinde neler yapabildiğini filmde göstermeye çalıştım. Filmin en önemli özelliği ise herşey gerçekti. Film için yapılmış birer rol değildi.

 

Ben ne yapabilirim, ne yapmalıyım, nereden başlamalıyım sorusuyla meşgul olanlara bir cevap ve örnek niteliğinde filminiz. Buradan yola çıkarak cihad her yerde her şekilde yapılabilir yeter ki istenilsin diyebilir miyiz?

 

– Cihad mekân ve zaman meselesi değildir. Bu konuyla ilgili olarak özellikle ülkemizdeki Müslümanların ve bilhassa kültür, sanat, edebiyat camiamızın cihad ile ilgili bakış açılarını düzeltmeleri gerektiğini düşünüyorum. Cihad kötü bir şey değil. Barbarlık hiç değil. Kutsal bir görev türü döneme, şartlara göre değişebilir. Sosyal medyada bilinçli bir şekilde yapılan paylaşımlar da cihadın bir türüdür. Mescid-i Aksa, Haçlıların işgali altında olduğu tarihte Halepli bir marangozun oraya minber yapması da bir cihad idi. Mücadele ederek bu konuda istikrarlı ve ısrarcı olmak ilkesiyle herkesin ama herkesin yapabileceği şeyler mutlaka vardır. Sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi yeter ki istenilsin.

 

Geleceğimizin mimarı çocuklarımıza Filistin ve Küdüs’ün sadece bir ülke bir şehir olmadıklarını nasıl anlatmalıyız?

 

– İstikrar, istikrar, istikrar… Gerçekten dertlenirsek, kişisel bir beklenti içerisine girmezsek neler yapabileceğimize kendimiz dahi şaşıracağız. Bu söylemim bir teori değil bir tecrübedir. Evimde kızlarımla birlikte “Kubbet-üs Sahra” maketi yaptık ve birlikte boyadık. Günlerce hatta haftalarca bu uğraş içerisinde olan çocuklarımın Kudüs’e karşı ilgi ve yakınlığı oluştu. Elleriyle yapıp boyadılar. Ömürleri boyunca bunu unutmayacaklar. “Kız çocuğudur, psikolojisi bozulur.” diye düşünmeden çoğu kez Filistin ile ilgili düzenlenen yürüyüşlere birlikte katıldık. Bazen seminerlere, bazen  sergilere iştirak ettik. Kimi zaman ise Youtube’den birlikte çizgi filmler veya belgeseller izledik. Tüm bu mesailer, çocuklarım üzerinde oldukça olumlu etki bıraktı. Tabi bunların dışında asıl ve kalıcı etki ise Filistin’e gidişlerim oldu. Oraya gittiğimi, giderken duyduğum heyecanı ve hazırlıkları gören çocuklarım Kudüs’e, Filistin’e kendi dünyalarında ayrı bir önem vermeye başladılar.

 

Son olarak Kudüs ile ilgili çalışmalarınızın devamı gelecek mi?

 

– Abartılı bir cümle olmasın fakat Allah bu uğurda şehadeti nasip edene kadar çalışmalarım olacak. Nefsime uyup terk edersem, “Amaan boşver canım.” dersem gözlerim ve kalemim kurusun.                                                                                           

 

ÖMRÜNÜ MAZLUM İNSANLARA ADADI

 

1972 İstanbul Tophane doğumlu olan Eyüp Güzel, ilk, orta ve lise öğrenimini doğup büyüdüğü Beyoğlu İlçesi’nde tamamladı. A.Ö.F. Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğrenimine devam eden Güzel, ilk gençlik yıllarında kişisel bir merak sardığı haber arşivleme çalışmaları sırasında Filistin ve ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya karşı ilgi duymaya başladı. Grafikerlik, web yazılımcılığı işlerinin yanısıra yaklaşık 20 yıldan beri mahalli gazetecilik de yapıyor. Mesleğinin yanısıra son yıllarda yoğun şekilde Filistin ile ilgili çalışmalara zaman ayıran Eyüp Güzel, Okumadan Kudüs Kurtarılmaz isimli bir esere imza attı. “Boyalarım Filistin” isimli kısa metrajlı filmiyle de kız çocukları üzerinden ‘Filistin’e dair herkesin yapabileceği bir şey vardır’ mesajını verdi. Çalışmalarını, bütün sosyal medya ağlarında kurmuş olduğu “yerelden ulusala” isimli kişisel sayfasında paylaşarak yaygınlaştırmaya çalışıyor. Evli ve 3 evlat babası olan Eyüp Güzel, çocuklarını da Filistin konusunda duyarlı bireyler olarak yetiştirmeye ve bu anlayışın toplumumuzda yaygınlaşmasına çalışıyor.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!