• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 4 Mart 2015, Çarşamba 12:07 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Etten Kemikten İnsanlardan Annesiz Anneler

ejoya-ag20145-annem-ile-elele-z
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir buçuk yaşından beri annesiz olan Annem’e ithaftır.
Her insan içinde saklar gizli kırılganlığını. Kaya gibi, kale gibi görülse de.
Dağ gibi dursa, taş gibi gözükse de. İnsan etten kemikten değil mi sonuçta? Etten kemikten olup da kanamayan olur mu? Kanayan yaranın da acımadığı olur mu?
Herkes gönlünün sesini dinler. Usludur kimi gönüller kimisininki de deli.
Uslu da olsa gönüller deli de her gönül sırça mayalıdır. Tuz buz da edilebilir, sakınılabilir de. Hepsinin birer gözyaşı şişesi olduğu ne zamanlar gelip
geçer yaşam boyu.
Yüz hatları sert, elleri kaba olabilir insanların; ama sol yanlarında bir yürek taşır hepsi. Herkes bir kalp atışı kadar daha dünyadadır. Kalpler kırılır, kalpler gözükmez, içte bir yerde saklıdır; ancak dil yaralarını, ayrılık sızılarını, aldatılmışlıkları, sevinçleri gizlice saklayan not defterleridir onlar.
“İçi başka, dışı başka” derken aslında içindekileri dışına vurmadan yaşayanları kast ederiz. İçi kan ağlasa da yüzü gülenlerden mesela. Dışı güçlüyken içi kırılganlar, bu başkalığı yaşayanlardır. Dimdik olmak tercihi çoktan yapılmış, ayakta durulurken içerdeki sırça köşk ne depremler atlatmış, ne fırtınalarda damı akmış, kiremitleri uçmuş, su emmiş duvarları nemlenip küf bağlamıştır. Her gönül yaşamıştır sırça köşkünün karşı koyduğu fırtınaları. Bazen de koyamadığı kasırgaları.
“Hayatın sabah yeli de olur, rüzgarı da; fırtınası da olur, kasırgası da” diyebilip,  fırtına sonrası kendi gönlünü onarmak için işe koyulup gönüllü amele olmak, güçlü olmanın gerçek tanımıdır.
Güçlü olabilmek bazen maddi güç olarak anlaşılsa da manen güçlü olabilmek maddiyatla elde edilebilen bir şey olmadığından gerçek anlamda güçlü olabilmektir. Güçlü ya da güçsüz, ayakta ya da sürünen, her yürek sıcak dokunuşları duyumsamak ister. Her kulak, en yumuşak tonda seslenişler işitmek ister. Sevecen ses dalgaları, kulağından işlesin ister, ağıları temizleyip içini ağarta ağarta.
Hani şöyle dostça, içten sözcüklerin sıcaklığında ısınmaktır insanların bir başka insandan isteyeceği ilk şey.  Katı bakışlarla söylenen bıçak izi bırakacak sözlerin ne yüzüne ne de arkasından edilmemesini arzular normalde insanlar.
Güzel bir sözün nasıl bir ilaç olduğunu bilmeyen yoktur. Yumuşaktır; hem de yumuşatır güzel sözler. Merhem gibidirler. Yaraları iyileştirir; yara olmayan yerlerin de nasır bağlamaktan, katılaşmaktan uzak kalmasını sağlarlar. Güzel sözler kadar güzel gülüşler de aydınlık bir lisandır. Daha ilkten en olumlu dalgaları yayan sade bir lisan.
Bir şefkatli elin dokunuşuyla hissedilenler, ruha masajdır. Ağlayan bir çocuğun başını okşama, sıkıntıdaki bir arkadaşın sırtına dostça dokunuş, yapayalnız bir yaşlıyla bir kaç laf etme, “Ben buradayım; sen yalnız değilsin, düşünülüyorsun” demektir. Herkesin istediği, başını koyacak bir omuzdur. Her baş, aynı zamanda yaslanacak bir omuz da olabilmelidir ama.
Omuzların yükü ağırdır. Omuzlarda ağlanır; sorumluluklar omuzlara yüklenir;
hayatın tüm ağırlıkları omuzlarda taşınır. Omuzlar da bazen kendi arkasında duracak başka omuzlar ister.
Kaç yaşında olursa olsun bir insan canı yanınca “Anne” der. Anne der; çünkü anne, sevgidir. Karşılıksız her türlü vericiliğin tanımıdır anne. Baş okşamadır, gözyaşlarını silmedir, yüzünü sevmektir, Sırtını sıvazlamadır. Sevginin doyula doyula yaşandığı tek kucaktır anne. Nerede olursa olsun başı sıkışınca yardıma koşacak tek yakındır belki de. Anne sadece sever, korur, okşar, sevgiyle dokunur.
Düştüğümüzde, sırtımızdan hançerlendiğimizde tek kelime vardır o anlarda edilebilen. Sadece “Anne”.
“Anne” demek, sevgi istemektir. Sevilmeye, korunmaya, bakılmaya ihtiyaç duyulduğunu anlatan tüm cümlelerin tek kelimelik özetidir ‘Anne’ sözcüğü. Yetişkinlikte bile ne denli çocuk ve aciz kalınabildiğinin itirafıtır “Anne” diye haykırış.
Anneler de sevilmek ister. Anneler de “Anne” diyebilmek ister. Ama bazı anneler, annesizdir.Bazı annelerin anneleri hiç olmamıştır. Onlar daha bebekken, daha küçücükken anneleri göçmüştür bu dünyadan.
Anne nasıl olur, nasıl sever, nasıl kızar, azarlar hiç bilememiştir annesiz anneler. O yüzden de nasıl kızılır, azarlanılır hatta nasıl sevilir hiç bilemezler. Kimileri yakınlarınca büyütülürken anne sevgisine neredeyse ulaşmışlardır; ama yine de ait oldukları kucakta büyümediklerini hep hissetmişlerdir.
Annesiz anneler, anne ararken anne olurlarsa eğer, yavruları, hem çocukları hem de anneleri olabilir. Canından doğduklarının kucaklarında büyümemiş olabilirler; ama canlarından doğurdukları yavrularını kucaklarında büyütürken onların sevgisinde anne de olmuşlardır, annesi olduklarının yavruları da.
Annesiz anneler, aynada hep bir anne görseler de gerçek bir annenin neye benzediğini hiç bilmemenin acısını yaşarlar daima. Onların sırça kökleri bir yanında hep derin bir çatlak taşır. Annesizlik kırığı. Bu kırık, hiç yapışmaz; hiç yok olmaz.
İnsan bu… Kırılmamak için kırar, üzülmemek için üzer. Ağı da olur derman da; ama derman olmak zordur. Teselli etmek hem de nasıl zordur. Çoğu kez teselli edecek sözcükler yoktur ki. Daha icat olmamıştır o sözcükler. Gözyaşlarını hangi sihirli sözcük bir çırpıda durdurabilir? Sözcükler değil; ama zaman yapar bu tedaviyi.
Ne kadar teselli edilemeyecek durumlar olsa da, sözcükler ne kadar yetersiz, dil dökenler ne kadar aciz kalsa da yine de yakında bulunanlardan yatıştırıcı çabalar beklenir.  Dil dökmek, teselliye çalışmak, kederleri gidermek için orada olmak anlamına gelir. Bu yüzden istenir işte en istenmedik durumlara düşüldüğünde yakınlar, eş dost, arkadaşlar uzakta olmasın, hemen dibinde olsun insanın. Omuz olsun, uzanan el olsun istenir yanı başlarda, zorlu günlerde.
Duygu, coşku, öfke, acı, sevgi, yalnızlık her insanca çok iyi bilinir. Her nefes alışta, her an birisiyle iç içeyizdir bu etkileyenlerden. Öfke, yalnızlık, acı vermek gibi seçenekler sadece karşıdakileri etkilemez, hırpalamaz, yormaz;  bunları seçenleri de için için yiyip bitiren bir semiz kurttur. Meyve kurdu gibidir. Kemirdiği meyve, uygun gönüllerdir. İtilmişlikten, dışlanmışlıktan, ilgisiz ve sevgisizlikten duyduğu üzüntü, gözyaşı olmuş birine en güzel söz, yumuşak bir bakış ve uzatılan bir eldir.
Bir el… Çok şey demektir. Vermek demektir. Dokunmak demektir. Yara sarıcıdır.
Gönlü kırık bir insan kaç yaşında olursa olsun, başı annesinin göğsünde, sevildiğini duyan, korunduğunu hisseden bir bebek gibi ister sevilmeyi. Sarılıp, kucaklanmak ister. İnsan olmanın dikeni, çakılı, sivri kayalıkları olan ağlamaklı anlarında başını bastıracak sıcak bir sine ister.
Çocuklar da ister bunu. Anneler de babalar da. Güçlü görünenler de. En güçsüzler de. İnsan, insanca bir sarmalamayla insan gibi kucaklanmak ister anne kucağı gibi kucaklarda.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN