RÖPORTAJLAR
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
  • Güray Süngü ile Röportaj
    Güray Süngü ile Röportaj

Esaret 1916 / Nurettin Taşkesen
Eklenme Tarihi: 9 Şubat 2017, Perşembe 23:25 - Son Güncelleme: 9 Şubat 2017 Perşembe, 23:25
Font1 Font2 Font3 Font4



Esaret 1916 / Nurettin Taşkesen
Hülya Günay Nurettin Taşkesen; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olmasının yanı sıra Tarih bölümünden aldığı ‘’ Umumi Türk Tarihi’’ sertifikasına sahiptir. Edebiyat öğretmenliği, grafikerlik, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulunmuş, basın yayın hayatına ara verip; reklam pazarlama sektörüne geçmiştir. Fakülte yıllarından itibaren hüsn-i hat konusundaki iştiyakı, kendisini devrin Şeyhül-Hattatin’i Hamid Aytaç’ın rahle-i tedrisine götürmüş; ilk […]

ESARET 1916 FOTO
Hülya Günay
Nurettin Taşkesen; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olmasının yanı sıra Tarih bölümünden aldığı ‘’ Umumi Türk Tarihi’’ sertifikasına sahiptir. Edebiyat öğretmenliği, grafikerlik, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulunmuş, basın yayın hayatına ara verip; reklam pazarlama sektörüne geçmiştir.
Fakülte yıllarından itibaren hüsn-i hat konusundaki iştiyakı, kendisini devrin Şeyhül-Hattatin’i Hamid Aytaç’ın rahle-i tedrisine götürmüş; ilk sülüs ‘’Rabbi yessir’’ meşkini Hattat Hamid’den aldıktan sonra bir süre derslere devam etmiştir. Günümüzün Şeyhül-Hattatin’i Hasan Çelebi’den dört sene ders alarak sülüs meşkini tamamlamıştır.
Babasının yıllar boyunca anlattığı, dedesi Ahmet Onbaşı’nın harp ve esaret yıllarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde Esaret 1916 romanını okuyucuları ile buluşturmuştur.
Yazarımızın dedesinin hatıralarına ilave olarak, çok yoğun araştırmalar yapıp, ciddi bir emek sonucunda bizlere ulaştırdığı eser, tarihi bir roman olarak kaleme alınmış olsa da  ’’ Emir Musa Oğlu Gazi Ahmet Onbaşı’nın ‘’ fırtınalı yaşam öyküsü… Bir hatırat niteliğindedir.
Doğu Cephesinde Ruslara karşı büyük mücadele veren Onbaşı Ahmet’in cephede yaşadıkları, verdikleri şehitler, kayıpların sonunda hastanede bir süre kalıp, yapayalnız nereye gittiğini bilmeden ağır kış şartlarında 15 gün sürecek bir orman yolculuğu. Soğuktan, açlıktan, yorgunluktan şişen bademcikleri, öksürüğü ile esaret yılları başlayacak ve Rus Komutanın karşısında kendinden geçip yere yığılacaktır.
Esir toplama merkezinde başlayan serüven; Gümrü Karantina Merkezi, Tiflis, Bakü seyahat maceralarının ardından Nargin Adası’na gelişleri; Moskova’ya sevk, silah fabrikasında çalıştırılma, bir çiftliğe ırgat olarak sürgün edilmelerine kadar devam eder. Bu arada Rusya’da ihtilal olur ve Bolşevikler iktidarı alır. Bir sabah erkenden bir grup asker eşliğinde trene bindirilirler, çiftlik macerası biter yeni işi çöpçülüktür… Serge ile tanışır, depo görevi başlar, ince ince firar hazırlıkları yapar. Kazanıp biriktirdiği üç beş altını kalıp sabunun içinde saklar, bir firar haritası temin eder, firar macerası başlar… Firar sırasında bir Alman Subayı ile tanışması ondan gördüğü yardım, yollarda yaşadıkları sıkıntılar, İstanbul’a vatanıma kavuştum derken İstanbul Yunan işgali altındadır. Döner dönmez yeni başlayan Milli Mücadele saflarında yer alır, İstiklal Harbi’ne katılır. Beş yıllık esaret, yedi yıllık askeri hayat sonunda on iki yıl sonra köye dönüş… Bıraktığı hiçbir şey yerinde değildir, yüzünü bile unuttuğu karısı ümidini kesip başka birisi evlenmiştir. Yeni bir evlilik yapıp, hayat kurma mücadelesi verdikten sonra 1939 Erzincan Depremi’ni de yaşar…
Esaret 1916;fırtınalı bir hayatın romanı… Okumaya başladığınızda hissedeceğiniz heyecan, merak ile ara vermeniz mümkün olmayacak kanaatimce; cephede başlayıp, tren vagonlarında devam eden macera Erzincan Depremi’ne kadar sizi soluksuz sürükleyecek.
235 sayfadan oluşan eser, Mihrabad Yayınları tarafından basılmış. Son derece akıcı bir üslup ile kaleme alınmış olup; roman kahramanı Ahmet Onbaşı’nın kuvvetli iradesi, bünyesi, imanı, şuh zekâsı hayranlık duygusunun yanında hayret verici. Duygu ve heyecan fazlası ile okuyucuya akıyor…
Gerçek bir yaşam öyküsünün kahramanı Ahmet Onbaşı’nın ve tüm ceddinin ruhları şad, mekânları cennet olsun… Kıymetli yazarımıza bizi böyle bir kahramanlık hatıratı ile buluşturduğu için şükran duyuyoruz.
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!