RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Erik ağacı çiçeklenmiyor
Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2018, Cumartesi 00:33 - Son Güncelleme: 5 Mayıs 2018 Cumartesi, 00:35
Font1 Font2 Font3 Font4



Erik ağacı çiçeklenmiyor
Babam saatlerdir şu erik ağacının altında oturuyor. Patlıcan tava yaptı annem, en sevdiğinden. Bir de yemeğin ardına sütlaç. Çünkü babam çayı tatlısız içmez.

Şu kokunun büyüsüne kapılmayacak bir ademoğlu yoktur diye düşünüyordum ama o adem babammış. Evde neyin piştiğinin kokusunu aldığı halde kalkıp eril ağacının yanına indi. Yine geçmişi yâd edesi geldi galiba.

 

Babam gencecik delikanlıyken para kazanmak için memleketinden kalkıp, şehre bir başına göç etmiş. Tarlada ekip biçilen, garibanlığın çilesini bitirmeye yetmiyormuş. E babamlar 9 kardeş, toprak damlı üç göz odalı  kerpiç evde on bir nüfus. Evin bir duvarından öteki duvarına kurulmuş salıncakta bir bebe. Rahmetli babaannem mutfağa demet demet taze soğan yığarmış. Acıkanın önüne bir kuru ekmek ile kuru soğan. Kahvaltıda ekşimiş çökeleğin yanına herkese de üçer zeytin. 9 çocuk bu öğünle nasıl doysun. Ağlayıp sızlansalar elden ne gelir. Elde avuçta olan şey anca budur. Hem iş çok, yapılacak onca şey varken kahvaltı ile kim sofra başında keyif çatsın. Huysuz dedemin huysuz inekleri sağılacak, tavukların yemleri verilecek. Tarlada iş bekler amcalarım ve babam tarlaya koşacak. Kızlar yoğurt mayalayacak, babamın ve amcalarımın tarlada yırtılan sökülen şalvarlarına yama vurulacak. Babaannem emzikli kadın, bebeğe mi yetişsin tarlaya mı? Öğleden sonra tarlaya erzak götürürmüş kadın. Babamlar ve dedem karnını doyursun diye. Sonra tapana tırmığa ekip biçmeye yardım için, onlarla beraber  sırtında kundakladığı bebek ile tarla çapalarmış. Halalarım evde temizlik, yemek ile meşgul. Ahır temizlenmeli daha. Her taraf tezek olmuştur. Tezekler toplanmalı. Hele kış kapıda ise eyvah. Odun istiflenmeli, kömür bulmalı. Sonra evde cirit atan güveler temizlenmeli. 5 halam, evin haşeratından korka korka temizlik yapacak. Okul okumak ne gezer ! Köyde okul mu var? Okul olsa bile Orta Anadolu insanının tarla işi biter mi ki yazıp çizmeye evlat göndersin. Çocuk, en zahmetsiz işçi.

 

Mevsim yaza dönse, tarlanın hasat zamanıdır. İş başlarından aşkın garibanların. Ağanın mahsulü az zamanda toplanmalı ki ağanın cebi dolsun. Dolup taşsın ki çiftçinin de yırtık, eski cebine üç kuruş para giriversin. Babam bakmış ki tarladan, bağdan gelen para eve rızık olarak yetmiyor. Dedemi ve babaannemi almış karşısına, evin en büyüğü ne de olsa. Demiş “ben şehre gidiyorum. Verin elinizi öpeyim helalleşelim. Marangoz olayım, kolumda altın bilezik olsun. Belki bir de ilerleyen yıllarda  mobilya fabrikasında iş bulurum ”. Hık-mık etmiş nenemgil ama babam ne yapıp edip razı etmiş. Bohçasına birkaç fanila, çamaşır; peynir, tandır ekmeği ve taze soğan koymuşlar ve trene bindirmişler.

 

Babam şehire yerleşmiş, burada köylülerden bir akrabanın yanında kalmış 3 sene. Sonra babaannem  içine sinen bir hanım kız ile babamı baş-göz etmiş. Babam ve annem birbirinin yüzünü hiç görmemiş düğün gününe dek. Babam “Siz münasip bulduysanız bana da he demek düşer “ demiş.  Düğün köyde yapılıp, sabahına şehre yolculuğa koyulmuşlar. Babam bekarken, kooperatife yazılmış. Biz üç kız kardeş, Ehram Yokuşu sokağındaki beş katlı binanın ikinci katındaki bu dairede doğduk.

 

Apartmanın bir de bahçesi vardı; erik, iğde, kayısı, kiraz, ıhlamur ve hanımeli ağaçları olan. Şu koca sokak sanki bizim bahçedeki hanımeli ağacının kokusu ile buhurlanırdı. Babam bahçenin köşesine bir de bostan yapmıştı. Domates, patlıcan, maydanoz, biber, taze soğan, çilek ve nane ekiliydi. Bu mülk benim iddiasında değildi babam, apartmandakiler gelir, nasibinde payına düşeni toplardı. Herkes ihtiyacı kadarı neyse bostandan onu alırdı. Babam ne de olsa çiftçi adamdı; ağaç nasıl budanır, ilaç vurmadan meyve nasıl elde edilir bilirdi. Şehirlilerin kursağından böylesi leziz meyve-sebze nereden geçsin.

 

Böyle bağ-bahçe gören mahallenin haylazları da ağaçlara dadanır olmuşlar. Ağaçta tırmanıp erik ve kiraz araklamak hepsinin yegane eğlencesiymiş. Babam sinirlenir gibi görünürmüş ama toprağa meyilli bu çocukları izlemekten pek de keyif alırmış.  Bir zaman sessizce onları izler, çocuklar meyvelerin çoğunu topladıktan sonra sopasını alıp bahçeye koşarmış. Babamın böyle koşturması da çocukların diğer bir eğlencesiymiş. “Emeğimi çaldırtmam sizi gidi veletler" diye feryat figan haylazları kovalarmış. Bir gün içlerinden birisi babama dil çıkarıp el kol hareketi yapınca babamın Anadolu damarı tutmuş işte. Haylazı ele geçirip kulağına fena asılmış. Çocuğun canı nasıl yanmışsa ağlaya ağlaya evinin yolunu tutmuş. Eskiden gammazlamak yoktu, çocuk yaptığı hatanın farkında olacak ki ne annesi ne de babası kapımıza dayanmamış. Ancak o gece babamı uyku tutmamış. “Yok yere çocuğun canını yaktım" diye diye döşekte dört dönmüş babam. Sabah ezanıyla da kalkıp namazını eda edip, bahçeden erik toplamış ve en küçüğümüzle çocuğun evine göndermiş. Annem anlatmıştı, eser savurur sonra dinerdi işte babam. “Bizde böyledir kızım. Yarım elma gönül alma yapmazsan ismin kıyamete kadar yaşamaz” der annem.  

 

Bahçeyi iki sene önce belediye yola kattı. Bostanı söküp, ağaçları kestiler. Zaten artan çocuk cinayeti haberleri ile sokaklarda oynayan çocuk da kalmadı. Anne-babalar, sokağı evlat katili olarak görmeye başladılar. Babam artık  bahçeden kovaladığı çocukların hasretini çekiyor. Mevsimi geldiğinde tek kalan şu erik ağacının yanına inip her gün erik topluyor. Gömleğinin ucunu torba yapıp erikleri biriktiriyor ve dağıtmak için çocuk arıyor. Bu şehirde artık ne erik ağaçları çiçekleniyor ne de çocukların koşturacağı bahçeler kalıyor. Yönümüzü nereye dönsek kocaman hapishaneler göğe doğru yükselmiş oluyor.

 

Merve Kambur


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!