RÖPORTAJLAR
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI

Elimdeki sahibim
Eklenme Tarihi: 26 Nisan 2018, Perşembe 02:55 - Son Güncelleme: 27 Nisan 2018 Cuma, 05:22
Font1 Font2 Font3 Font4



Elimdeki sahibim
Evde dikkati dağıtan şey varsa o da televizyon idi ve o da istenirse izlenmeyebilirdi. Aile büyüklerini ziyarete gidince gülen yüzler birbirini ağırlar, çay kahve bahane idi.

Elimizde öyle bir nesne var ki; çok değil bundan yirmi otuz sene evvel söyleseler inanamayacağımız şeyleri yapmamıza vesile oluyor. O elimizdeki ufak nesne ile dünyanın her yerine ulaşmak mümkün. Alıp cisminizi götürmüyor lakin bir dokunuşla istediğiniz alanda araştırma yapmak, yeryüzündeki istediğiniz insanla konuşmak, yazışmak ve çok daha fazlası mümkün.

 

Adına memleketimizde cep telefonu deniyor, cebe sığdığı ya da orada durması öngörüldüğü için. Asıl ikamet yeri avcumuz. Cepte durduğu dakikalar sayılı. Olmaması gereken zamanlarda bile avcumuzun içinde kendileri. Trafikte, bir dost meclisinde, aile ziyaretinde…

 

Trafikte işe yaramıyor değil, büyük şehirlerde ya da yabancısı olduğunuz bir yerde bir rehber gibi önüne katıp, lafına göre hareket ediyor insanlar. Rehber olarak kalsa iyi, insanlar bir elinde direksiyon, bir elinde telefon, dikkat sınırlarını ve insan sinirlerini zorlarcasına kullanıyor bu nesneyi.  Yollarda can verenlerin ne kadar çok olduğunu hatırlatsak, azalır mı iletişimden kopmaktansa hayattan kopmayı göze alanlar? Toplu taşıma araçlarında ise telefon, yerini kimseye vermeme bahanesi. Gözler ekranda olduğu için, kimseyi göremiyor telefon sahipleri! İnsanlık o ekrandan daha önemli değil çünkü… Yerin altında bir seyahat değilse, insanoğlunun seyrine sunulmuş tabiattan gözlerin nasibini almaması insanlık nasibinden bahsederken daha hafif kalıyor tabii.

 

Yollarda durum böyle, Rahman’a emanet… Peki ya dost meclisleri? Aile ziyaretleri? O da Vedud olana emanet… Bayramda büyüklerine ziyarete gidip de elinden telefonu düşürmeyen yeni nesil reklamlara bile konu olduysa bu rüzgâr ülke genelinde esiyor demektir. Hem de ne rüzgâr… Tatlı dili, güler yüzü, paylaştıkça çoğalan mutlulukları, azalan acıları alıp götüren rüzgâr…

 

Evet, paylaşmak güzeldir ve paylaştıkça rahatlar insan. Yüreği sağalır. Sevinci demlenir, tatlanır. Hüznü kederi dağılır. Ama nerede, nasıl, kiminle paylaşınca? Sosyal medya denen şey paylaşımı baş tacı etmiş vaziyette. Biz de bir şeyin suyunu çıkarmakta gayet mahiriz. Kemiğin bile suyunu çıkarıp çorba yaparız, ne iyi gelir. Ama sosyal medya paylaşımları ecdadın kemiklerini sızlatıyor kanaatimce.  Bir de çoluğunu çocuğunu fotoğraflayıp paylaşmak var ki, insanlar zararlarını düşünememiş olmalı. Zira işin bir de hukuki boyutu var ki, insanların özellikle annelerin yeni yeni uyanmasına tanık oluyoruz. Eh, ne diyelim, eskiler nazar olur diye uyurken bebeklerin yüzünü tülbentle örtermiş, bir bildikleri varmış, biz onu bilemedik, bebeklerin yüzünden tülbenti kaldırıp herkesin seyrettiği pencerenin önüne oturttuk. Olana Allah bağışlaya, nazar değmemiş, kimsenin ahı dile gelmemiş ola…

 

Lakin hayatlar mahremiyetini koruyamaz vaziyete geldi, işin elim yanı, öylece de kaldı. Bir dokunuşla evlerin içine girip, özel olan ya da olmayan günlerin temaşası mümkün. Önceleri facebook, sonra twitter ve şimdi instagram derken, sosyal medya mecrası öyle vakit alıyor ve öyle gereksiz paylaşımlarla kirlilik ve de lüzumsuzluk arz ediyor ki… Buna internet de eklenince telefon telefon olmaktan öyle uzaklaşıyor ki, elimizdeki cihaz çalınca beklenmedik bir ikaz gelmiş gibi oluyor herkes. Hâlbuki telefon bu. Arayıp konuşmak için. Derdini anlatıp kapatmak için. Ondan başka seksen tane işe yaradığı için daim elimizde.

 

Konumuz sosyal medyanın paylaşımları değil, telefonun insan üzerindeki hâkimiyeti, konu sevimsizlik arz ettiği için bir dokun, bin ah işit misali biraz genişledi. Ama öyle sanıyorum ki yaşı otuzdan fazla olanlar aynı duygularla iştirak edecektir bize.

 

Cep telefonunun olmadığı zamanlara doğanlar huzurun, ailenin, dostun, dahası mahremiyetin ne olduğunu bilen bir nesil idi.

Hele arkadaşlar bir araya geldi mi, sohbet muhabbet gırla giderdi. Elimize değil telefon almak, biten çayı doldurup gelmek bile mesele idi. Huzur topraklarında muhabbet dolu, duygu dolu günler ve yıllar geçirdik iyi ki. Yolumuzu da bulurduk sora sora, iki insan görmüş olurduk, arkamızdan “selametle” diyen…

 

Bir dokunuşla dünyanın öbür ucunu ziyaret etmezdik belki ama sırtımız sıvazlanırdı anneannelerin, babaannelerin dualı elleriyle. Ellerde camdan ekranlar değil, candan saran eller olurdu. Ne sıcaktı. Çok uzaklardakilerle iletişim kuruyoruz ya hani sayesinde, bir masaya oturunca üç beş genç, karşısındakine soru sormayı unutuyor yine sayesinde. Bırakalım başka ülkeyi, dizinin dibindeki candan ses gelmiyor. İnsanların içinden konuşmak mı gelmiyor? Bir kahve içimlik oturun ve etrafınızı seyredin asıl maksat sohbet olması icap eden mekânlarda. Sohbet eski albümler gibi rafa kalkmış. Önce ön kamerayla kendi resimlerini çekiyor insanlar, sonra başlıyorlar kendilerine anında dünyanın kapılarını açan ekrana dokunmaya. Kalplerde sevinçler, acılar birikiyor hâlbuki. İnsan olduğumuza göre duygular çemberindeyiz. Kendi halimizde, kendi kendimize yaşıyoruz yüzlerce insanın dâhil olduğu paylaşımlara rağmen.

 

Bu durumda biz mi telefonların sahibiyiz, yoksa onlar mı bizim, ben bilemedim.

 

Zeynep Büyükünal


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!