• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 18 Eylül 2015, Cuma 15:09 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Elemim bir yüreğin kârı değil…

suriye1
Necati Kağan Çetin
Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!
Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan
Yatıyor şimdi Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki, uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu!
Bu ne hicrân-ı müebbed, bu ne hüsrân-ı mübîn
Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin!
Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:
Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!                    
                                                Mehmed Akif Ersoy
 
Yukarıdaki şiirin devamında Mehmed Akif, yakılıp yıkılmış Osmanlı coğrafyasını anlatır.
Bu şiiri günümüz dünyasında okursanız, mısraların sanki Suriye’yi anlattığını düşünebilirsiniz.
Terkedilmiş topraklar…
Yakılıp yıkılmış şehirler…
Harabeye dönmüş Şam, Halep, Hama, Dera, Rakka, Humus, İdlip, Lazkiye…
Dağılan aileler, çığlıklar, feryatlar…
Yok edilen büyük bir tarih…

Millet olarak, tarihte yaşadığımız en büyük imtihanlardan birini daha yaşıyoruz:
Suriye’den hicret etmek zorunda kalan yüzbinlerce kardeşimizi misafir ediyoruz.
Evet, bu bir hicret…
Sanki Suriyeliler muhacir olmuşlar, Türkler de ensar…
Bu kardeşlerimiz için ne yapabiliriz?
Yapılabilecek o kadar fazla şey var ki…
Yiyecek, giyecek, ev, sağlık ve eğitim desteği.
Bütün bunlardan önce, onlarla hemdert olmak, onları dinlemek, onlarla hasbihal etmek gerekiyor.
Vatanlarından uzakta, dilini bilmedikleri bir ülkede yapayalnızlar…
Onlara seküler gözlüklerle, rekabetçi açılardan bakamayız.
Dinden, imandan, merhametten uzak bir yönden yaklaşamayız.
Çok değil, yüz yıl önce, Şam, Halep gibi şehirler, tıpkı İzmir, Trabzon, Gaziantep gibi Osmanlı şehirleriydi. İşte tam da bu yüzden onlarla ortak bir tarihe sahibiz.
suriye3
Dikkat edin…
Bu olayların başladığı yılları, 4-5 sene öncesini hatırlayın.
Zalimler, Suriyelilerin üzerine bombalar yağdırdılar, onları katlettiler.
Kimyasal silahlarla, kurşun yağmurlarıyla bütün şehirlerini yakıp yıktılar.
Olaylar artarak devam etti ve Suriyeliler akın akın Türkiye sınırlarına geldiler.
Hiç kimse onlara yol ve yön göstermedi.
Onlar, kendilerini Türkiye’ye gelmek zorunda hissettiler.
Neden?
Çünkü Türkiye’de zulüm görmeyeceklerini biliyorlardı.
Türklerin onlara sahip çıkacağını hissediyorlardı.
Sadece Suriyeliler değil…
Geçmişte Bulgaristan Türkleri, Kırım Türkleri, Çerkezler, Kafkas ve Balkan Müslümanları, Iraklı Türkmenler ve Kürtler, bütün tehditlerden kurtulmak için bize sığınmışlardı.
Türkiye böyle bir ülke.
Mazlumların yanında, çaresizlerin yanında…
Bize düşen görevler var:
Suriyeli göçmenlerle dostluk ve kardeşlik bağları kuralım.
Sohbet edelim, dinleyelim, dertleşelim.
Elem ve hüzünlerini paylaşalım.
Onların yetimlerine sahip çıkalım.
Evimizde, yurdumuzda, yuvamızda onlarla alâkadar olalım.
Ne için, kimin için?
Yalnızca Allah için.
Peygamber Efendimiz’le (asm) cennette komşu olabilmek için…
Bir hadisinde Peygamberimiz (asm), işaret parmağı ile orta parmağını göstererek şöyle buyurdu:
“Ben ve yetime kol kanat geren kimse, cennette böyle yanyana olacağız.”
Ülkemizin içinden geçmekte olduğu imtihan dönemini, yalnızca Allah rızası için yapacağımız iyilikler vesilesiyle, selametle aşabiliriz.
Evet, bazı imtihanları aşmaya maddî tedbirler, maddî sebepler yetmez.
Bazı imtihanları aşmak için maddî önlemlerle beraber, manevî gayretler gerekir.
Yalnızca Allah için yapılan iyilikler gerekir.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN