• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 25 Şubat 2017, Cumartesi 17:18 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Efsaneden mitolojiye Satürn, halkaları ve öyküsü


Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir şey, sadece o şey olmuyor kimileyin. Ona yüklenen bir anlamla özdeşleşebiliyor. Çiçeğinden, motifinden takımyıldızına, taşından boncuğuna…
Öyle ki bakıştan ses tonuna anlam yüklü. Açık açık. Bir de anlamları kapalı olanlar var. Diyelim ki bir konuda simge olmuş bir şeyin adı geçince anlattığı kavramı değil çağrıştırdığı şeyi düşünürüz. Yani nazar boncuğu gördüğünüzde bir boncuk gördüğünüzü düşünmezsiniz. O an sizde uyanan algı, nazara karşı korunma hissidir.
Diyeceğim anlamlar sadece kendisini anlatan kavramlara sığamıyor kimileyin. Ya da sadece bir sözcükten oluşmuyor. Bir şey, kavramın simgesi haline gelebiliyor. Uğur böceği görenler, böcek gördüğünü düşünmez çoklukla. En basitinden kalp görseli. Biri kalp imgesi görse aklına gelecek tek şey vardır. Soyutundan somutuna, sanatından, doğasından, bilimine sayısız olguyla dopdolu dünya dağarcığından o tek kavram süzülüp çıkagelir akla.
Güneş sistemi, birbirine benzemeyen; ama bilinmedik karanlıkta yüzerken göğün gümüş, akumarin, sitrin, lal ya da  topazdan yüzük taşları olan gezegenlerden oluşur. Kimi ateşten top gibi. Kimi buzdan gülle. Dünyamızın dışı masmavi ama içi kor alev. Kimi kızıl kiminin yüzeyinde basılabilecek katı tabaka dahi yok.
Gezegen isimlerinin hepsi de  mitolojiden. Roma’dan olsa da  biz de isimler takmışız  çoğuna. Mesela “Satürn” dememişiz Satürn’e.
Yıldızlar, ol git kimi kavramlarla özdeşleştirilmiş. Yani dünyanın tavanı olan gökte asılı  kimi yıldızlar, ışırken yıldız olsalar da anlamca başka ışıltıdadır. İçleri, simgeledikleri kavramlarla  atan kalpler aslında. Satürn mesela…
Satürn, halkalı gezegen. Görselliği uzayın yankısı. Sanki İspanyol kızın uçuşan eteklerince  etrafındaki halkalarıyla  öyle güzel ki. İlkten bir seramik sanatçısının elinden çıkmış başyapıt bir çalışmaya benzer. Sanki terakotayla uçuk mavinin nefis uyumunda kusursuz bir yuvarlak çömlek gibidir. Koyudan açığa toprak rengi tonlarında dizilmiş halkaları, gökyüzünün uzak karanlığında yüzerek dans eder. Ya da kuş kanadını, gerdanlığı,  suya atılan taşın oluşturduğu dalgalanmayı andıran bu halkalar, uçsuz bucaksız uzayın boş sayfalarında şiir olmak üzere uçuyor gibidirler.
Güzellikler aldatıcı olabilir. Ya da tersinden bakış açısıyla söylersek kötülükler, kötülük diye sunulmaz. O yüzden denmemiş midir “kötülük altın tepside sunulur” diye. Yani öyle allanıp pullanır ki parıltısı göz alır; ne kötülüğü gözükür ne de kötü gözükür göze.
Satürn, alabildiğine gösterişli. Bakılmaya doyulamayacak güzelliği, aslında öyküsünün süsü püsü. Öyküsü, güzelden, iyiden öyle uzak ki. Binlerce ışık yılı kadar uzak. Yani Satürn ile simgelenenler, demincek  andığımız altın tepside sunulanların ta kendisi.
Satürn, adını mitolojiden alıyor. Bizler, Türkler ona  Felek diyorken Zuhal olarak da biliniyor. Söylenceye göre Satürn, Uranüs’ün oğluymuş, Jüpiter’in de babası.  Satürn, kurduğu tuzakla babası Uranüs’ün  gücünü emmiş ve onun yerine geçmiş. Evlenmiş, kendisinin de evlatları olmuş haliyle.
Derler ki Satürn, babasına yaptığının  bir gün evlatlarınca kendisine  de yapabileceğinden çok korkmuş.  Bu  korku içini kemirmekteymiş. Bu yüzden doğan beş çocuğunu anında yemiş. Sadece bir evladı, Jüpiter, doğar doğmaz  bir adaya kaçırılıp saklandığı  için kurtulmuş. Sonrası Satürn’ün korktuklarının gerçekleşmesi olmuş.
Babasına, evlatlarına kötülükten sakınmayan Satürn, böylece iyi ve güzel olmayan kavramlarla simgeleşmiş. Oysa nasıl da güzel görünürken halkalarıyla. İlk bakışta uyandırdığı belki en romantik gezegen izleniminin kaç ışık yılı uzağındaymış meğer  Satürn.
Eğer biri rüyasında Satürn’ü görürse bu onun iyi olmayan kavramlarla özdeşleşmiş  biriyle  karşı karşıya olduğu anlamına gelirmiş.  Böylesi içlere işlemiş bu yıldızın anlattıkları. O zaman kimse rüyasında Satürn’ü görmek istemeyecektir. Oysa belki de Satürnler gerçek hayatta dönüp duruyordur bizim eksenimizde. Belki de Satürn kadar süslü, gösterişli hallerinden,  sözlerinden fark bile edemiyoruzdur biz onları.
Yani Satürn, aslında o kadar uzak olmayabilir. Göğün karanlıklarındaki bir güneş sisteminde dönüp duruyor olmayabilir. Her zaman gökte aramamalı onu.
Bir yoklasak hafızalarımızı ne Satürnler görmüş olduğumuz gün yüzüne çıkıverecek muhtemelen. Yoksa hiç denilir miydi onca söz? Tut ki “güvendiğim dağlara kar yağdı”, “insanoğlu bu, çiğ süt emmiş,” “İnsanın alası içindedir” diye.
Satürn’ün resmini gördüm de geçenlerde, aklıma çocuğunu yiyen Satürn tablosu geldi önce. Sonra da geçen yıl Kayseri’deki dört yaşındaki kız bebeğin  başına bir hurdacı eliyle neler neler gelip, nefes alamaz halde çöpte bulunmasının ardından  geçen yıldan beri dertli babanın geriye kalan tek kızı ve karısını bıçaklayıp ardından kendini de yok etmek istemesi haberi geldi sonra aklıma. Daha yakınlardaki. Sonra da bu yazı döküldü işte.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN