• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 17 Eylül 2015, Perşembe 20:48 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Duvar dibi sürgünleri; Deliceler

 
images (1)
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir delice zeytin bitivermiş taş duvarın dibinden, akşamdan sabaha. Bahçe sularken gördüm. Üç, beş yapraklık körpecik fide, gün ışığı altında parlıyordu. Ot sansan yeridir. Lakin zeytin. Üstelik delice.
Delice zeytinler, insan eliyle dikilmez. Kesilmiş, yakılmış, sökülmüş zeytinlerin hayli derinlerdeki belki binlerce yıllık köklerinin fışkınlarıdır. Sökülseler, yakılsalar, kesilseler de yok olmayacaklarını, var olmayı sürdüreceklerini zeytinlerin kendi dilleriyle gülümseyerek haykırışlarıdır deliceler. Asırlarca dipten sessizce süren köklerin ağaç olmaya duruşu, ilk bir duvar dibinde gözükür, saklı gizli.
Zeytin dolu dağlara dek uzandı betonun doymaz iştahı, değdi mi yok eden eli. Bir köy, kasaba, kent eğer fütursuzca tıklım tıklım dolmuşsa, o kalabalığın gözü kendilerine yeni yeni yerler açmakta. Üzerinde nar, incir, sakız çalısı, bin bir türlü şifalı bitki olan makilikler, bitkisiz, çorak alanlara dönüşüp arsa kıyafetine büründüğü anda başlar delicelerin öyküsü. Usulca, dipten gün ışığına doğru. Doğmak için kaç sene, kaç asır kuluçkada kalacağı belirsiz bir arayıştır onların yolculuğu.
Kimi bin yıldan yaşlı zeytin ağacı, hala meyve yüklü dallarını toplasınlar diye insanlara cömertçe uzatmaktayken insanoğlunun elleri de binlerce yıldır o sevecen, bereket dolu uzanışa saygıyla uzanmış. Ama şimdi… Şimdi kimi eller, hiç de sevecen değil. Zeytinlikler çılgınca sitelere dönüşüp beton dikilmemiş toprağa zerre kadar tahammül edilmezken yazlıkların bahçeleri zeytinin boz yeşiline değil ayrık otu yeşiline boyanıyor gün be gün. Cins cins çim var bahçeler için. Oysa şimdilerde moda, ayrık çimi ekmek. Ayrık çimi, ekinlerdeki, tarlalardaki ayrık otu gibi kök salmıyormuş toprağa güya. Neymiş, sanki bir sicime boylu boyunca saz yaprağı iliştirilmiş görüntüdeki ayrığı bir ucundan çektin mi ipin ucunu tutmuş gibi sökülüp geliyormuş.
Teselli mi bu şimdi? Köklü de olsa köksüz de, bir urganda bitmişçesine yapraklarıı sıralı çim gövdesi, istendiğinde ip gibi sökülse de sen önünde sonunda ayrığı zeytine tercih et, zeytini kes, ayrığı baş tacı et! Ne mi bu? Bu, işte şu anki halimizin rengi. Ayrık yeşili, zeytin yeşilinden önce, önde.  Rengin adı bu …
Ayrık çimi yeşilinin beti bereketi yoktur. Bu çim, ucundan tuttun mu teğel ipi gibi sökülürken ayrık çimi dikmek için sökülen zeytinlerin kökleri yüzyıllarca dipten sürer. Bu gerçek, şu an değerlendirmesini hiç mi hiç yapamadığımız kof zihniyetimizin göstergesi olabilir mi? Binlerce yıl öncesinden bugüne gelmiş emeği, yaşam mücadelesini yok ederken bundan binlerce yıl sonraki nesillere belki de bir daha zeytin hasadı fırsatını hiç bırakmayacağımızın acı gerçeğidir böylesi tercihler. Acı ve ağır. Ağrına gidiyor insanın kofluklar.
Delice zeytinleri el üstünde tutarım. Onların ışığa çıkmak için onca yüzyıl beklemedeki sabırlarına, ille bereket yüklü dallar büyütmek için ola ola bir duvar dibinden de olsa baş vermelerine kim saygı duymaz? Onca sene boyunca gövdesiz, yapraksız, dalsız budaksız yaşamayı sürdürmekle kalmayıp bir de toprağın altından gün yüzüne çıkmak için bir yol aramış, sonunda amaçladığını başarmış bir kökün gizli öyküsünün açığa çıkmış hali olan  deliceler, gerçekten delidir. Ancak delice bir azim başarırdı bunu.
Evvelce bahçedeki zeytinler, belli cinslerdeki fidelerden dikilmeydi; delice değillerdi. Kışın bir deli Çeşme rüzgarı onları köklerinden söküvermiş. Bütün kışı kökleri dışarıda geçirmişler yıkılıp kaldıkları yerde. Yazın boş bir çukur halindeki yuvalarına yeniden dikilip, canlandılarsa da  üçüncü yıkılışlarının ardından yeniden yeşermediler, kurudular.  Oysa ufacık bir delice fışkınını hiçbir rüzgar korkutamaz zira köklerine adamakıllı güvenir deliceler.
Zeytin ağaçları içinde en dayanaklısı olarak bilinen delicelerin, bir sabah boz yeşil körpe yapraklar halinde gülümseyen öyküsünün anlamını çok az kişi kavrayabilir; bir de binlerce yıl toprak altında kaldıktan sonra bir kazıda ortaya çıkmış yazıtlar anlayabilir belki.
Bahçe suladığım sabah, kaç yüzyıldır saklı bir zeytin kökünün sırrının açığa çıkışına tanık oldum. Boz yeşil muştuyla. Böylesi bir öyküyü sulayarak okuyor insan. O zaman öykü dallanıyor, büyüyor, meyveleniyor.
Sabahın erkeninde, beni görünce kızgınca kaçışan karatavuk ötüşleri arasında birden gözüme ilişen delice, yabani bir ot sanılacak kadar küçük henüz. İsterim ki  hala meyve vermemiş ve yine bir delice olarak duvar taşının tam altından çıkmış bahçenin tek zeytini gibi bu körpe delice de ortaya çıksın. Büyüsün, meyveli  ağaç olsun.
Taptaze bir sürgün görmek,  tatlı bir heyecan olsa da delice olduğundan emin olmak için yapraklara dokunmak gerekir. Ve sınavı geçen fışkın, yalnızca zeytin ağacının tattıracağı, yüzlerce yıl sonra da duyumsanacağı bilinen benzersiz bir mutluluk duyurur. Tıpkı Tufan’ın ardından duyulan o mutluluk gibi.
Tufan sonrası karanın yakınlarda olduğunu haber veren beyaz güvercinin ağzındaki dal da zeytin değil miydi? Oysa şimdi zeytinler karasız kaldı. Yurtları, duvar dipleri oldu. Zeytin ki kutsaldır, böyle bilinen ağaçtır. Asırlardır yaşayagelip hala meyve veren bu ağaç, yok edilmeye başkaldırının duvar diplerindeki imzasıdır.
Fütursuzca kıydığımız, Kutsal kitapların, Nuh Tufanı’nın ağacı zeytinler dururken ayrık otlarını yeğlemek, kendi tufanımızı kendi ellerimizle hazırlamak değil midir?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN