RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Dünya gemisi nereye gidiyor?
Eklenme Tarihi: 28 Şubat 2016, Pazar 00:01 - Son Güncelleme: 28 Şubat 2016 Pazar, 00:01
Font1 Font2 Font3 Font4



Dünya gemisi nereye gidiyor?
Necati Kağan Çetin  Dünya gemisi üzerinde her an seyahat eden insanın, ben âhirete gitmem, demesi ne kadar ahmakânedir. Bu gemi âhirete gitmektedir. Gitmemeye kudreti yeten var ise, buyursun aşağı insin.                                                   […]

gemi2
Necati Kağan Çetin 
Dünya gemisi üzerinde her an seyahat eden insanın, ben âhirete gitmem, demesi ne kadar ahmakânedir. Bu gemi âhirete gitmektedir. Gitmemeye kudreti yeten var ise, buyursun aşağı insin.
                                                                            Mehmed Kırkıncı 
İstikamet ahiret…
İsteyen kabul etsin, istemeyen kabul etmesin. Gerçek bu. Mecburi istikamet ahiret…
Bir mü’min bu dünyada ne kadar çile çekerse çeksin, ahirete inandığı için, sonunda rahat eder. Kazanan daima samimi mü’minlerdir.
Mü’min biliyor ki Allah var, ahiret var…
En küçük iyilik dahi kaybolup gitmeyecek. Niyetlerin dahi ölçülüp tartılacağı bir başka âleme gidiyoruz. Sevdiklerimize kavuşacağımız bir başka dünyaya yolculuk yapıyoruz. Bu büyük serüvenin detayları Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde anlatılmış. Ruhlar alemi, kabir âlemi, kıyamet sahneleri, uçuşan hesap defterleri, cehennem çukurları, cennet bahçeleri anlatılmış. Bunlara inanıp inanmamakta herkes serbest bırakılmış.
Yıldızlar boşuna parlamıyor. İçlerinde milyarlarca yıldızları barındıran dev galaksiler boşuna dönmüyor. Büyük patlamayla beraber başlatılan serüvenin elbette bir final sahnesi olacak… Kâinat, tıpkı büyük bir film platosu gibi… Gereken sahneler filme alınınca, film platosu öyle bırakılır mı?
İnsan, minicik aklıyla bu uzun serüvenin tamamı hakkında bir şeyler anlamaya çalışsa da, yetersiz kalıyor. Varoluş serüveninin ilk ve son sahnelerini bize peygamberler ve mukaddes kitaplar anlatıyor. Günümüze kadar ulaşan en doğru, en net haberler ise İslâmi kaynaklarda mevcut.
Bu büyük serüvenin sonunda bir hesap olmayacağını düşünenler yanılıyor. Şimdilerde topyekün insanlığa ve varlığa acımasızca saldıranlar yanılıyor.
Hayata kalp penceresinden bakmayanlar, bunları anlayamaz.
Sağlam bir vicdanı olmayanlar anlayamaz.
Kâinatın varoluş serüveninin final sahnelerini akıl ve mantık gözüyle göremeyenler anlayamaz.
Her şeyi özne-nesne münasebetine indirgeyemezsiniz.
Zihniyete bakın:
“Sınırsız ihtiyaçlar, sınırlı kaynaklar… İnsan hâkim, tabiat mahkûm… Gelir gider tablosu… İhtiyaçlar hiyerarşisi… Çalışırım kazanırım, öylesine yaşar giderim… Geçmişi unut, geleceği düşünme… Güçlüler yaşamaya devam eder, zayıflar elenir…”
Bak bak bak…
Her şey bu kadar basit değil!
Fizik, kimya, astronomi kanunlarını yaratan kim?
İnsanı ve kâinatı yaratan kim?
Dünyayı kendi kafalarına göre parsellemek isteyenler, bunları düşünmüyorlar…
Gittikçe yaklaşan ahiret mahkemesini düşünmüyorlar…
Keşke ideolojilere saplanmayıp sadece gerçek bilimin, gerçek tefekkürün projektörleriyle bakabilselerdi…
Radyo teleskoplarla baktıkları halde, galaksilerin üzerinde yazan FANİ damgasını göremiyorlar.
Elektron mikroskoplarıyla baktıkları halde, atom ve atom altı parçacıklardaki FANİ mührünü okuyamıyorlar.
Mikro ve makro kozmosta nakşedilen ilahi isimlerden haber veremiyorlar.
Şaheser bir kitap gibi, eşsiz bir şiir gibi yazılmış kâinatın harflerini birleştirip anlamlı kelimeler, cümleler kuramıyorlar.
Harfleri gördükleri halde, bir sonraki aşamaya geçemiyorlar.
Sadece nesnelerin bazı özelliklerini tanımlamakla yetiniyorlar:
“Galaksi: Şu kadar milyar yıldıza sahip. Yıldız: Sıcaklık bu kadar. Gezegen: Büyüklüğü bu kadar.  Atom ve atom altı parçacıklar: Proton sayısı şu, nötron sayısı bu, atom numarası şu, kütle numarası bu…”
Eserden müessire geçemiyorsan eğer, o bilgi seni nereye kadar götürür?
Oysa her eser, sanatkârından haberler verir.
Kâinat galerisindeki bütün eserler hem Yaratan’dan, hem ahiretten haber verir. Bütün eserlerin üzerinde FANi damgası var.
Eğer fani isen, bekle… Bir başka âleme doğru gidiyorsun. Bu dünyanın ahireti var. Bu hikâyenin büyük bir finali var…
Bekle… Dur… Düşün…
Vur patlasın, çal oynasın cümleleriyle bir yere kadar gidersin. Bir yerden sonra kalırsın.
Anlamsız ve amaçsız, bir yere kadar yaşarsın. Bir yerden sonra ufukta aniden ahiret görünür. Vakit kalmamıştır hazırlanmaya…
Hayata yalnızca yeme içme, gurme ve gastronomi açısından belli bir süreye kadar bakarsın. Bir yerden sonra bakamazsın…
Kakara kikiri ile nereye kadar gidebilirsin?
Cevap ver!

Kâinatın bir Yaratan’ı olduğunu anlamak, asıl mesele…
Kâinatın üzerindeki FANİ damgasını okumak ikinci adım…
Bir sonraki adımda ahiret var.
Son sözü Bediüzzaman söylesin:
“Bu meydan-ı imtihanda olanlar başıboş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.”


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!