RÖPORTAJLAR
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Dile Gelen Taş
Eklenme Tarihi: 2 Mayıs 2017, Salı 22:20 - Son Güncelleme: 2 Mayıs 2017 Salı, 22:20
Font1 Font2 Font3 Font4



Dile Gelen Taş
Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarından mütefekkir ve mutasavvıf Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında Şehzâdebaşı semtinde doğdu.


Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarından mütefekkir ve mutasavvıf Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında Şehzâdebaşı semtinde doğdu. Ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi’den sonra ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi Meliha Hanım, babası Piyâde Kaymakamı (Yarbay) İsmâil Hakkı Bey’dir. Baba tarafından şeceresi Ramazanoğulları’na kadar uzanır. Anne tarafından soyu, bugün Budin’de medfun olan Bektâşî dervişi Gül Baba’ya dayanır.
Hayatında esas rol oynayan insan, annesi vasıtasıyla eşiğinden içeri adım attığı mütefekkir ve mutasavvıf Kenan Büyükaksoy’dur. Dayısı Server Hilmi Bey’in arkadaşı ve yirminci yüzyılın tanınmış eğitimcilerinden olan bu mübarek zat, çeşitli yüksekokullarda müdürlük ve maarif müfettişliği vazifelerine görev almıştır.
Kenan Büyükaksoy’un, Sâmiha Ayverdi’nin hayatındaki yerini yazarın bizzat kendisinden dinleyelim: “Vatan ve imanı, kılıcın iki yüzü gibi birleştirmiş bir ailenin evladı olmakla beraber, dünya görüşü ve insanlık anlayışı yolunda atmaya çalıştığım her adımı, hocam Kenan Rifâî’ye borçluyumdur. Bir manevi murakabe, deruni muhasebe ve birlik görüşünden uzaklaştıkça, ulvî duygu ve yapıcı düşüncelerini kaybeder olan cemiyet ve milletlerin yüzlerinin gülmesi için, şahsî ihtiras ve menfaat şâibesiyle kirlenmemiş rehber otoritelere muhtaç bulunduklarına inanıyorum. Hayatıma bir çizgi çekerek yekûnunu gözden geçirdiğim zaman, kendi kendisinin emiri olduğu gibi, etrafındakileri de hayvani ve nefsani hırs ve çirkinliklerinden azade ederek hürriyete kavuşturma cihadı içinde olan bir ulunun çömezi olmaklığımdan başka kârım olmadığı gerçeğini görüyorum.”
Sâmiha Ayverdi’nin Aşk Budur (1938) adlı ilk romanından sonra peş peşe yeni romanları yayımlanmaya başlar. Hepsi de manevi aşkla yüklü olan bu eserler, kısa zamanda dikkat çeker. Daha o senelerde, Necip Fazıl, Refii Cevad, Âdile Ayda gibi isimler, yazarı metheden yazılar yazarlar.
Mensur ve müstakil nesir örnekleri, daha çok batı etkisiyle Tanzîmat’tan sonra gelişen Türk edebiyatında görülür. Daha sonraki devirde Hâlit Ziyâ, Mehmed Râuf, Yâkup Kadri, Refik Hâlit bu tarzdaki yazıların sayabileceğimiz tanınmış isimleri olarak bilinirler. Eski Türk edebiyatında mensur şiir, diğer edebî türlere nispetle az kullanılmıştır. Edebiyatımızda Dîvan tarzı nesrin ya da sanatlı nesrin ilk güzel örneği Sinan Paşa’nın Tazarrûnâme’sidir. Sâmiha Ayverdi’nin mensur şiirlerini gerek konusu ve gerekse konusunun işlenişi bakımından, batı etkisiyle gelişen örneklerden ayırarak, bir zincirin halkaları gibi Dîvan tarzına bağlamak daha doğru olur. Yazarın Türk edebiyatına hediyesi olan, Dile Gelen Taş adlı kitabı, bu türde verdiği nitelikli bir örnektir.
Sâmiha Ayverdi’nin tevazusunu gösteren mânâlı bir hikâyesi vardır kitabın. 1942 yılında, Sâmiha Ayverdi’nin “İnsan ve Şeytan” adlı romanı yayımlanır. Hocası Kenan Rifâî, kendisinden bu kitabı imzalamasını ister. O da hemen kalemi kağıdın üstünde yürüterek, “Taşı dile getiren Büyük Üstâdıma” diye yazar ve hocasına uzatır. Bu duygularla kitaba adını verecek olan mensur şiiri kaleme alır. Artık şiirin adı belli olmuştur: Dile gelen Taş… Artık gönüle sığmayan, çağlayıp çoşan duygular şiir ile dile gelir. Dile Gelen Taş, mensur edebiyat türleri arasında önemli bir yer edinir.
Edebiyatçılar, Sâmiha Ayverdi’nin eski Türk terbiyesinin canlı bir örneği, Osmanlı medeniyetinin temsilcisi, Türk-İslam kültürünün mirasçısı ve Türk tasavvuf edebiyatının son devir temsilcisi olduğunu ifade ederler. Romandan şiire, şiirden denemeye birçok edebiyat türüne dair eserler veren yazar, 1993 yılında Hakk’a yürüyüşünün ardından Merkez Efendi Kabristanı’nda sırlanır.
Bir ömür boyu kalemi yazar, hep aşkı yazar…
Aşk… İnsanı beşer kütlesinden temyiz eden kuvvet…
Aşk… Tükenmez bir sermaye! Aşk, ölçüsüz sevgi…
Aşk… Sevdanın kemâli… Aşk, garezsiz muhabbet…
 

Kaynakça
– İsmet Binark, Sâmiha Ayverdi Bibliyografyası, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1999.
– Kâzım Yetiş, Sâmiha Ayverdi Hayatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993.
– Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, Sâmiha Ayverdi, Kültür Bakanlığı Yayınları No 3030, İstanbul 2005.
– Hicran Göze, Mâveradan Gelen Ses, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 2005.
– Altan Deliorman, Işıklı Hayatlar, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 2004.

/ Müge Aydın /


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!