• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 21 Nisan 2015, Salı 23:11 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Değersizleştirmek ve değer vermek üzerine

değer3
Necati Kağan Çetin 
“İnsan, merhamete ayarlı bir varlıktır. İnsan, başkasının ıstırabını işitmeye ve ona yardım etmeye ayarlı, ahlâklı bir varlıktır.”
  Prof. Dr. Kemal Sayar
Yaşamakta olduğumuz şu zaman diliminde insana değer verilmiyor.
Günümüzün değer yargıları, insanı bir makine, sıradan bir varlık veya değersiz bir nesne gibi algılıyor.
İstisnaları bir kenarda tutarsak, pek çok kurum, ülke ve toplumda insan, değersiz.
Haksızlığa uğrayan, hakaret gören, aşağılanan insan…
İnsan, şirketlerde “mobbing” denen bir gerçekle karşılaşıyor, vahşi rekabet karşısında yenik düşüyor.
Eğitim süreci boyunca insanın yetenekleri keşfedilmiyor.
Bir bakmışsınız, resim alanında nice güzel eserler verebilecek birisi, bir ömür boyu bürokrasi çarklarının arasında kaybolup gidebiliyor.
“Tükenmişlik sendromu” her ne kadar bunu yaşayan kişiyle ilgili gibi görünse de, o kişiyi değersizleştirmekle de ilgili olsa gerek.
Sadece bunlar mı?
Yalnızlaşmak, kalabalıkların içinde yapayalnız kalmak…
Yabancılaşmak… İnsanın kendine, ailesine, içinde yaşadığı topluma ve değerlerine yabancılaşması…
Değer verilmediğini düşünen insan, yalnızlaşır, yabancılaşır.
Oysa insan, yetenekleri, güçlü yönleri, zayıf yönleri, hayalleri, yapabildikleri ve yapamadıklarıyla dünyadaki en değerli varlıktır.

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
 
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
Üstad Necip Fazıl, “Kaldırımlar” isimli bu enfes şiirinde sanki zamanımızın değer görmeyen insanını anlatır.
Yirminci yüzyıl, maalesef seküler kültürün ve ideolojilerin şekillendirdiği bir dönem olmuştu.
Seküler kültür insana ne kadar değer verebilir ki?
Seküler kültür açısından dünya, sadece toprağın bu tarafında vardır.
Seküler kültür için koca dünya bu kadarcık ise, o kültür için insanın değeri olur mu?

Kur’ân-ı Kerim’de Tin Suresi’nin 4. ayeti şöyle söylüyor:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
Bu, Allah’ın insana verdiği değeri gösteren sadece bir ayet…
Zaman zaman insan hırslı, zalim veya cahildir.
Allah, yarattığı insanın zaaflarını bütün derinlikleriyle bildiği halde, insana değer vermiş…
Ne var ki, yaşadığımız dönemde insana bir bütün olarak bakılmıyor.
Bu zamanda insanın sadece maddî yönü, biyolojik tarafı veya statüsü dikkate alınıyor.
Peki…
Allah, insana ne kadar değer veriyor?
Bu soru, son derece önemli…
Yaratan, insanı uzayın derinliklerinde başıboş ve kimsesiz bırakmamış.
Gönderilen peygamberler ve mukaddes kitaplar, Allah’ın, insana çok büyük bir değer verdiğini gösterir. Yunus Suresi’nin 57. ayeti bunu anlatır:
“Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerin derdine devâ, mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.”
İnsanın, Allah tarafından muhatap olarak alınması, çok yüksek bir değere işaret eder.

İnsana ne ölçüde değer verilmesi gerektiğini, Efendimiz’in (asm) hayatına bakarak anlayabiliriz.
Onun (asm), çocuklara, gençlere, yaşlılara, hastalara, kadınlara, başka dinlerin mensuplarına, hattâ herhangi bir dine inanmayanlara ne ölçüde değer verdiğini biliyoruz.
Çocuklarla oyunlar oynaması…
Hastaları ziyaret etmesi…
Fakirlere gösterdiği o eşsiz cömertliği…
Hatalı davranışlar sergileyenlere öfkelenmemesi…
Onun hayatı sadece “insana verdiği değer” açısından incelense, bu konu bütün derinliğiyle anlaşılabilir.

Son yıllarda gerek devletler ölçeğinde, gerekse kurumlar ölçeğinde yaşanan gelişmeler, insana değer vermek gerektiğini gösterdi.
Devletler, hükümetler, kurumlar, çalışanların özlük haklarını eskisine kıyasla daha fazla koruyorlar.
“Mobbing” hem kamu alanında, hem de özel sektörde tanımlandı, mobbinge karşı tedbirler alındı.
Aile, bütün ülkelerde daha fazla değer görmeye başladı.
Fertlerin hakları-hukukları, pek çok ülkede en üst seviyelerde korunur hale geldi.
Bütün bunlar yeterli mi?
Elbette yetersiz.
İnsana daha fazla değer vermek istiyorsak, dünyadaki cehaleti, fakirliği ve bölünmeleri en alt seviyelere çekmek zorundayız.
İnsan, insanın kurdu olmasın. İnsan, insanın dostu, arkadaşı, kardeşi, seveni, koruyanı, gözeteni olsun.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN