• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 19 Nisan 2015, Pazar 23:00 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
DAĞLAR

10359049_10152386246352311_3851406111538224818_o
Ayşei Yasemin Yüksel 
Alıp başı gidilesi yerlerdir türkülerde, dumanlı, mor renkli dağlar. Keşmekeşten, gürültüden, betondan bezmiş şehir kaçkınlarının sığınağıdır. Kentlerin her yerinden dağ gibi yükselen; ama bir depremde ya da önünde sonunda eskidiğinde yıkılacak olan bloklara heybetle bakarken karların ilk düştüğü sislilerdir. Doğanın görkemli gülüşüdür. Etekleri, çiçeklerin açtığı, al gelinciklerin süslediği yeşil yamaçlardır. Kâh sönmüş volkan ağızları zirve çanağı olmuştur, kâh buzlar nöbet bekler zirvelerinde.  Eriyen kar suyunun yolu vadiler, dağların arasındadır tek.
Efsanelerin barınaklarıdır dağlar. Tufanlardan kurtuluştur. Denizlerdeki kimi adalar, zelzele sonrası başı dik kalmış dağ zirveleridir. Tertemiz havanın, kirlenmemiş suların, toprakların kalabildiği tek adres oralar. Dağlar bir kızmasınlar, ateş püskürürler lav halinde. Her öfkenin ardından hırçın tabiattan suskun güzelliğe mutlak geçerler. Suskunlukları bir başka güzeldir.
Hiç zirvesi bulutlarla buluşmuşken, baştan aşağı kara bürünmüş sönmüş bir kraterden daha enfes bir manzara düşünebilir misiniz? Artık suskun bir volkan olan iki zirve çanaklı Hasan Dağı’nın yemyeşil bayırlarına konan leyleklerin mutluluğunu gördünüz mü hiç? Ya da yaylalarıyla, koyaklarıyla, kanyonlarıyla, şarlakları, şelaleleriyle apayrı bir dünyayı barındıran bir dağ başında kartalların çığlıklar atarak uçuşunu seyrettiniz mi? Bulutların dağlara verdikleri selamı izlemekten daha keyifli bir seyir biliyor musunuz? Hayat, oksijenin can vericiliğinde dağlarda duyumsanır en iyi.
Bulutlar, bir zirveden zirveye süzülür pus pus, bir dertlenir çiseler.  Güneş, dağların ardından doğar, dağların oyuklarında batar. Kartallar, dağ başlarına yuva yapar. Sülünler yamaçlarında gezinir. El değmemiş yabanıllık, dağ kuytularında saklıdır.
Coğrafyasına göre ağacı da farklıdır dağların. Doğu ladinleri, sarıçamlar, fıstık çamları, köknarlar, kayınlar, kestaneler boyar sırtları yeşilin pasteline, koyusuna, canlısından bozuna. Sonbaharda ağaçların sararanı, kızıla döneni, kuruyup bozlaşanı, yeşil kalanı cümbüş olur ibrelisinden yapraklısına.
Toprağı renk renk beneklendiren mantarlar biter incecik ışık huzmelerinin eriştiği koyu gölgelerde. Dağ yürüyüşlerinde rastlandıklarında fotoğrafı çekilmeden olmaz ağaçtaki, toprağın altındaki mantarların. Yeşilin dinginliğinde kaybolunan dağ yürüyüşleri, trafik keşmekeşinden, telefon, televizyon sesinden, metropol hayatındaki gürültüden, karmaşadan, hava kirliliğinden uzakta; yaprak hışırtısı, kuş sesleri içinde; kuru dal çıtırtılarının selamında huzurun duyumsandığı anlardır. Doğanın sakin göğsünde dinlenmektir dağ yürüyüşleri. Dağlara tırmanıp bir vadiyi kuşbakışı izlemek, koyaklarda akan dere sularında ayakları serinletmekten daha ferahlık veren ne vardır?
Büklüm büklüm akıp giden dağ sislilerini uzaktan izlerken, avuç içinde kırıştırılmış bir kadife kumaşa bakar gibi olursunuz. Kadife gibi yumuşak yüzlü dağlar, çiçek kokusundan yabaniliğe her şeyin kucaklayanıdır. Buruşuk kadife görünümlü bağırlarında orman gülleri de açar, eğrelti otları da biter, dalayıcı ısırganlar da kaplar ortalığı. Kuşların, böceklerin, taşların, çiçeklerin ve daha nicelerinin dünyası tek bir dünya olmuştur orada.
Dağların sırlarını anlatan belgeselleri seyrederken neden o belgeseli çeken ekipte olmadığınıza hayıflanırsınız. Karlı kış günlerinin alabildiğine hüküm sürdüğü bir dağda, köknar, kayın ağaçları arasında bacası tüten bir kulübede yaşayıp odun keserek, avlanarak yaşayan şehir kaçkınlarını anlatan filmler vardır. O kaçkının ani bir kararla ne kadar konforu varsa şehirde bırakarak pılıyı pırtıyı toplayıp, gaz lambasını alarak metropolü terk ediş cesaretine imrenirsiniz. Çünkü şehir ışıklarının kirliliği olmayan koyu gecede yanan elmaslar gibi parlayan yıldızları seyrettiği dağ yaşamındaki hayatı hayattır; suyu su, havası hava, kuşları her türdendir onun.
Kara, boz ya da mor; dört mevsimde dört renge bürünür, bir o rengi bir bu rengi giyinir, kuşanır; çıkarır dağlar. Giyilecek çok elbise vardır; mevsimine göre kuşanacak çok renk. Koca ağaçlar çiçeklenir de solar da; güler de küser de. Yeşil ormanla kaplısı olsun, tek bitki bitmemiş bomboz sırtlısı olsun ya da buruşturulup fırlatılmış kadife kumaşlar gibi kıvrım kıvrım alabildiğine uzayıp gideninden olsun dağlar, tek keçilerin tırmanabildiği sarp yamaçlardır, yosun bürümüş uçurumlu yalçınlardır.
Baharda açan çiçekler, bir öncekinin renginden farklı olmak, bir sonraki açacaktan arda kalmamak için çabalar da çabalar yemyeşil çayırların arasında. Ola ola sapsade beyaz bir çiçek belirse bile sonunda, o da kokusuyla, yapraklarının dilimiyle farklı olmayı becerir.  Baharın ulaştığı dağlar, sabah uykusundan kalkmışlığın mahmurluğunu taşır. Bir telaşı vardır onca yamacın, eteğin, şırıltılı akan sularıyla vadilerin ilkbaharda.
Uzun süren beyaz uykunun ardından renkli neşeler saçılmayı beklemektedir zirveden eteğe dek. Güneşin altında kristal ışımalarıyla yanan karlı günlerden sonra dağı taşı boyama vakti gelmiştir artık. Gözleri neşelendirmek, gönülleri eğlemek saatidir dağlara baharın gelişi. Uyanma saati çalmıştır. Toprağın altındaki karıncaların, kozadaki kelebeklerin beklediği anı haber etmektedir işte yeller. Hele bir uyansın dağ taş, ortalık çiçeğe bürünsün bayram yerine dönecektir dağlar; ağacıyla, çayırı çiçeğiyle, böceği, tilkisi, kuşuyla. Cümbüş zamanıdır dağların baharları. Küçücük bir sedir ağacı tohumunun Toroslar’daki dik kayayı yarıp ansızın yeşerivereceği bir selamdır dağların bahara seslenişi.
Bahar esince dağlara, göçmen kuşlar krater gölleri üzerinden geçer,  nazlı bir ters lale boynu bükük açarken turnalar bir kıtadan bir kıtaya uçmanın yorgunluğundadır. Leylek gölgeleri dağ eteklerine düştüğünde tüm kış boyunca sabredilmiş yalnızlıklarından kurtulmuştur ağaçlardaki boş yuvalar. Dağ esintileri, bin bir kokunun harmanıdır. O esintiler, kavak yellerinden de ötedir; daha keyifli, daha içe işleyen ıslık ıslık şarkılardır.
Karıncalar, kovuklardaki gelengiler için bahar, toprağın üzerine çıkmak;  sincaplar için ağaç kovuklarındaki uykudan kalkmak demektir. Kelebekler için bahar, renk cümbüşüne boyanmış kanatlarını gere gere çiçekler ile havai bir çekişmeye girmektir. Ne çiçekler kelebeklerden daha güzeldir bu çekişmede ne de kelebekler çiçeklerden. Ancak çiçekler her zaman kokuludur kelebeklerden farklı olarak.
Buram buram kır çiçeği kokan patikalar boyunca dağ gezintilerine doymak mümkün müdür? Yosunla kaplı bir kayaya oturup rüzgârın fısıltını dinlemekten daha hoş bir konser olabilir mi? Ya da bir yabancının yuvalarına yakın olduğunu tüm koloniye haber veren bir kuşun şarkısı hangi senfoniden geri kalabilir? Her adımda birbirinden farklı çalının, dikenin, otun ayaklarınıza dolanması kadar hangi dost el dokunur omzunuza? Yapraklarının arasından arsızca kırmızı kırmızı gülen bir dağ çileği görmek kadar başka hangi karşılaşma yüzünüzü güldürür? Bal yapma telaşı içinde onca çiçek arasında dolaşan arıların vızıltısının yerini ne tutabilir? Hiç biri bir diğerine benzemeyen onca kuş sesinin hazzını verebilen kaç senfoni vardır? Süslü bir yeniyetme hatta yetmezmişçesine bir de çocuklar gibi şen heybetli koca dağlar, ufkun renk yumaklarıdır yollar boyu.
Kış, masumiyet rengindedir dağlarda. Zirveye düşen ilk karlar, saçak olup dolanır dağın boynuna fular gibi. Tipiler gördükten sonra dağlar, baştan aşağı kar kumaşından beyaz elbise giyerler, beyaz bulutlara nispet yapar gibi. O beyaz masumiyet, yankılar çınlamadıkça masumiyetini korur. Tepelerde tane tane yanıp sönen ışıltılı karlara bir sesleniş değse dağlar,  onca çığlığın ağıt olacağı çığları salıverir yukarıdan aşağılara doğru.
Şehirlerde yaşarken artık dağları görmek hiç kolay değil. Görülen tek dağlar, blok blok beton dağları. Onlar çiçek açamaz, her kuşu barındıramaz, koku saçamaz.  Renksizdirler hem, boyansalar da tek renklidirler. Güneş doğmaz onların ardından; güneş batmaz. Ay ışığında yürünen patikaları da yoktur, geceleyin ağaçların tepesine tüneyen kuşları da.
Dağları çok özlüyoruz dağsız şehirlerde yaşarken. Dağsız bir hayat, doğadan mahrum kalınan kupkuru bir hayat. Yamaçsız, vadisiz, su şırıltısız; ama egzoz kokusu, trafik sesi, kalabalığın uğultusunda kaybolup giden anlardır şehirdeki hayatlar. Bir şeylerin eksik olduğu bir hayat yani. Filmlerdeki şehir kaçkınlarına hak veririm dağları hatırladıkça.
 
 
 
 
 
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN