RÖPORTAJLAR
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
  • Güray Süngü ile Röportaj
    Güray Süngü ile Röportaj

COĞRAFYA KADERDİR
Eklenme Tarihi: 24 Aralık 2016, Cumartesi 22:40 - Son Güncelleme: 24 Aralık 2016 Cumartesi, 22:40
Font1 Font2 Font3 Font4



COĞRAFYA KADERDİR
Hilal İnaltekin Coğrafya genel kültürüm; şu zavallı imkânlarımın elverdiği, ayaklarımın gezip, gözlerimin gördüğüyle sınırlı. Okuduğum herhangi bir bilgiyi,bir süre aklımda tutsam da, coğrafya dersinde öğrendiğim bilgileri çok net hatırlamıyorum. ‘Kızılırmak şuradan doğar, yay gibi kıvrılarak, şu noktada şu nehirle birleşerek işte şurada, şu denize ulaşır’ diye ezberlemeye çalıştığım zamanlarda, içimde bir Feridun Düzağaç ‘Boş Ders’ini […]

turk-bayraklari-indir-11
Hilal İnaltekin
Coğrafya genel kültürüm; şu zavallı imkânlarımın elverdiği, ayaklarımın gezip, gözlerimin gördüğüyle sınırlı. Okuduğum herhangi bir bilgiyi,bir süre aklımda tutsam da, coğrafya dersinde öğrendiğim bilgileri çok net hatırlamıyorum.
‘Kızılırmak şuradan doğar, yay gibi kıvrılarak, şu noktada şu nehirle birleşerek işte şurada, şu denize ulaşır’ diye ezberlemeye çalıştığım zamanlarda, içimde bir Feridun Düzağaç ‘Boş Ders’ini mırıldanıyordu herhalde:
”Hangi deniz nereye dökülüyor bana ne
Ben içimde boğulurken…”
Yeryüzü şekilleri hakkındaki cahilliğimden affınıza sığınarak, coğrafya ile ilgili en hakikatli gerçeği bence İbn-i Haldun dile getiriyor. Ne diyor? ‘Coğrafya kaderdir’ diyor İbn-i Haldun. Mukaddime adlı eserinde; iklimlerin göz rengimizde dahi etkili olduğundan bahsediyor. İklimlerin insanların asabiyetine, mizacına etki ettiği gibi, yaşadığı bölgedeki su kaynaklarının bol olmasının da rahatlığa ve rehavete yol açtığından…
Yaşadığın bölgedeki su kaynakları medeniyetine katkı sağlarken, zengin yeraltı kaynaklarının, jeopolitik konumunun da diğer bölgelerde yaşayan insanların iştahlarını kabarttığını ve içlerindeki canavarı ortaya çıkardığını kabul etmek gerekiyor.Yves Lacosteise, yerinde bir tespitle; ‘Coğrafya her şeyden önce savaş yapmaya yarar’ diyerek coğrafya ve kader arasındaki bağa bir de savaş faktörünü de ekliyor.
Her gün medyada duyduğumuz ve artık rutin hale getirilen kan, gözyaşı, sivil-masum insanların öldürülmesinin, hep aynı coğrafyada olmasının sebebi de bu olmalı. Dünya haritasını şöyle açın da bir bakın; bir güç bölgeye el atmış ve operasyon sürüyor.
Dünyanın bir takım bölgelerden oluştuğu, siyasi sınırların insanların savunma, sahip olma isteğiyle çizildiği gerçeğiyle bakınca, aynı bölgede yaşamamız bizi  Filistin’le, Suriye’yle Afganistan’la, Irak’la ortak bir kaderde buluşturuyor. ”Suriye’de ne işimiz vardı” diye soranlara hatırlatmak isterim; Suriye’de yaşananlar bu gün nasıl Suriyelilerin kaderiyse, sonuçları da yarın Türkiye’nin kaderi olacaktır.
Irak’ta kimyasal silahlar olduğunun yaygarasını koparıp, Irak halkına demokrasi ve barış getireceğini söyleyen Amerika; kan ve gözyaşından başka bir şey götürmedi postallarının değdiği topraklara. Ne acıdır ki; binlerce insan öldükten, binlerce çocuk bir mezarsız yattıktan sonra kara toprağa, açıkladılar Irak topraklarında kimyasal silah olmadığını.
11 Eylül kartını açtılar ve düzmece mazeretlerini Ortadoğu’ya, Afganistan’a girmek için kullandılar. Petrolün kontrolünü ele geçirmek ve Ortadoğu’da bir petrol üssü için; 1 yılda yüz bin kadına tecavüz ederek, yüzbinlerce insanı öldürerek çirkin yüzlerini bu coğrafyada bir kez daha sergilediler. Ve İkiz Kule saldırılarının gerçekleşmesiyle ilgili akıllara takılan birçok soruyu henüz açıklamadılar. İkiz kulelerin yıkılış şeklinden tutun da, o gün uyuyakaldığı, ya da otobüsü kaçırdığı gibi komik mazeretlerle Dünya Ticaret Merkezi’ndeki işine gitmeyen yaklaşık dört bin Yahudi’nin nasıl bir oyunun içinde olduğunu, saklamaya çalıştılar. Sonuca varmak için; umarsızca sebeplerini kendileri oluşturdular.
Siyasetten, devletlerden, sınırlardan daha özel bir şey var aslında değinmemiz gereken: İnsan olmak. İnsan olman seni, mazluma el atmaya davet eder. Ona, sahip olduğun imkânlara kavuşması için; elinden bir şey gelmiyorsa, hiç değilse dilinden geldiğince dua etmek insanlıktan payına düşer. Bugün yaşadığı coğrafyayla, kaderinden payını bomba ve kurşun olarak alan çocuklara bir kez daha bakın. Gözlerindeki korku, 15 Temmuz gecesi yaşadığımız kâbusla beraber kendi çocuğunuzun gözlerinde gördüğünüz korkudan farklı mı?
Yaşadığımız yerler, sadece toprak değil, vatanımız bizim. Dün Sarıkamış’ta, Çanakkale’de, Trablus’ta kefensiz yatanların hatırına vatandı, bu gün de yüzlerce Ömer Halisdemirlerin hatırına. Türkiye son kale. Mazlumun, ümmetin sığınacağı tek liman. Kucağında çocuğuyla bir umut kapıya gelenlerin, muhacir anlayışıyla kucaklandığı yer. Türkiye ümmet için son kale. Bizim için tek vatan. İstediğin kadar savaştan kaçmak iste, bu coğrafya bizim kaderimiz. Tıpkı kaderimizin vatanımız olduğu gibi.
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!