• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 4 Ekim 2018, Perşembe 19:38 - Son Güncelleme: 4 Ekim 2018 Perşembe, 19:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Çocuklar Kaderimizdir

‘’Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk. Hiçbir yere gitmiyor.’’  Derken Edip Cansever kusursuz bir betimleme yapmış.  Çocukluk gökyüzü gibi bir şeyse yetişkinlik de yeryüzü gibi bir şey olmalı. Bir ömür boyu o gökyüzünün halleri büyük oranda yeryüzünde hayatımıza yön verir. Bir nevi çocukluğumuz kaderimizdir.

 

Psikoloğa gidersiniz çocukluk yaşantılarına inelim der. İç hastalıkları uzmanına gidersiniz genetik geçmişinize çocuklukta geçirdiğiniz hastalık serüvenlerine bakar. Psikolojimizi de fizyolojimizi de çocukluk geçmişimiz belirler adeta.

 

İnsanlarla ilişkilerimiz, iş hayatımız, evlilik hayatımız hayatın her aşamasında o gökyüzünün dalgalanmaları yeryüzüne etki eder. Parçalı bulutlu, kasırga, hortumlardan geçen bir çocukluğunuz varsa iki seçeneğiniz vardır. Ya hayata sağlam tutunan, kişilikli, sorunlar ile mücadele eden ve kendinizle, insanlarla barışık bir tip. Ya da yaşadığı tüm acıların intikamını insanlara acı çektirerek rahatlayan hastalıklı bir birey. Günlük güneşlik bahar tadında bir çocukluk geçmişiniz varsa hayat yolundaki her patika ve engele karşı dirençli, ışığını içinden alan mutlu bir insan olarak rolünüzü üstlenirsiniz. Değer görerek yetiştiyseniz değer vermeyi bilirsiniz. Çok küçük yaşlarda hafızaya kazınan her kayıt,  gerektiği yerlerde size rol model olacaktır.

 

Bu noktadan hareketle, çevremizdeki çocuklara davranış şeklimiz, verdiğimiz emek,  geleceğimizin inşasının temellerini oluşturur. Uçsuz bucaksız bir hayal dünyası, pırıl pırıl bir zihin, henüz leke düşmemiş, kıskançlık, kötülük bilmeyen tertemiz bir kalp, gördüğü sevgiyi asla karşılıksız bırakmayacak kadar vefalı samimi bir yürek bizlerin davranışları ile şekillenir.

 

Okullar açıldı bir dünya kırtasiye, okul masrafı çıktı. Eğitim hakkı gibi temel bir hakkı olan lakin maddi imkânı olmayan çocuklarımız iç dünyalarında ne fırtınalar yaşıyorlar acaba… Kırtasiyeler, alışveriş merkezlerinin raflarında yetişkin olarak bizlerin dikkatini çeken rengârenk kalem setleri, yanına yaklaşılmayan defterler, çantalar… Temel kırtasiye ihtiyacını karşılamak da dahi zorlanan çok küçük yaşta iktisat ile tanışan bir çocuğa okulda eğitim hakkını anlatıyoruz çünkü Dünya Çocuk Günü. Belki de askıda ekmek uygulaması gibi askıda kitap, askıda kırtasiye uygulaması da yapılmalı. Sokakta evladını tartaklayan bir ebeveyn görünce yaptırımımız olmadığı için Allah kimlere çocuk nasip ediyor vah vah deyip geçiyoruz ardından korunma hakkını çocuklara anlatmaya çalışıyoruz. Kuyuya düşen çocuk, arabada unutulup boğulmaktan son anda kurtulan çocuk, çocuğunu öldüren anne baba ne çok facia haberleri duyuyoruz, çocuklarımızın yaşama hakkı var oysaki…

 

Televizyonlarda sucuk, salam, süt, çikolata, yemek reklamları, bir tarafta obezite ile mücadele edilirken diğer tarafta sadece ağzı sulanarak reklam izleyen birçok lezzeti evinde görmek değil tatmaktan mahrum olan çocukların var olduğu şehirlerde, ülkede, dünyada yaşıyoruz. Biri yer biri bakar kıyamet orda kopar atasözü pek manidar. Kıyametler kopuyor dünyamızda çünkü biz adaleti önce yüreklerde tesis edemiyoruz. En iyi ve güzel önce kendimize, ebeveyn olduktan sonra da çocuklarımıza layıktır.

 

Bırakın dünyayı, ülkeleri düzeltmeyi komşumuzun, akrabamızın çocuğu aç mı, üzerinde montu mu yok, yazı yazacak kalemi mi yok farkında değilken, kendi çocuklarımızın dolapları bebeklikten itibaren minik moda ikonu olarak yıkılır. Yokluk sefalet içindeki çocuklar umurumuzda olmazken biz bu dünyada huzurlu ve barış içinde yaşamayı bekleriz. Tükettiğimiz mahalle kültürü ile birlikte lüks siteler, kast sistemine göre yapılaşma sayesinde fakir komşumuz yok ne mutlu bizlere, gözden uzak olan gönülden de ırak olur. İnsanoğlu nankör deyip akrabaları da silince hayat magazin dünyası gibi yaşanıyor kimilerimiz için.

 

Sosyal medyada tatil, alışveriş, cicili bicili elbiseler, lüks mekânlar renkli doğum günü partileri paylaşıyoruz aman canım zaten sosyal medyada olanların durumu iyi ne olacak, o paylaşmış ben de paylaşayım. Hemen her birimiz magazin dünyası kurduk kendi hayatlarımıza evlatlarımız ile birlikte birer moda ikonu, sosyal medya fenomeni olduk. Ülkede herkes pembe bulutların üzerinde yaşıyor da bu taciz olayları, hırsızlıklar, intihar vakaları, suç oranlarının her geçen gün artışı savaşlar neyin nesi. Onun sorumluluğunun da bir kısmını devlet görevini yapmıyor der devletin üzerine atarız, bir kısmını da dış güçler deyip geçiştiriveririz her günahımıza birer fetva bulup dünyayı kirletmeye devam ederiz. Nerde bizim sadakamız nerde bizim zekâtımız, nerde bir çocuğun kuşu öldü diye onun acısını paylaşmak için taziyeye giden şefkatli Peygamberimizin ümmeti.

 

Bir çocuğun en temel hakkı insan gibi yaşamak, sevilmek, değer görmek. Bu değeri vermek ilk iş anne baba ve ailenin görevi olduğu kadar birey olarak her birimizin sorumluluğundadır. Evet, çocukluk gökyüzü bizler akraba, komşu, öğretmen bir şekilde etrafımızdaki çocukların hayatlarına dokunan yetişkinleriz. Bencillik ekersek kin ve nefret biçeriz. Sevgi ekersek huzurlu bir dünya biçeriz. Kapılarımızın önünü süpürmeyi beceremediğimiz takdirde bu kirlilik ile savaşlar bitmez, terör bitmez, dünyaya barış gelmez. Huzursuz bir dünyada çocuklarınıza malikâne inşa etseniz de güvende olma ihtimali yoktur.

 

O halde tüm çocukları kendi evladımız gibi yüreğimize basıp, karınca misali de olsa kendi çapımızda emek vermemiz gerekiyor. Dünyayı yaşanır hale getirmemiz gerekiyor. Şüphesiz birazcık yaşanabilir bir dünyada hayata devam ediyorsak henüz yüreğini yitirmemiş merhametli, gayretli insanların sayesindedir. Güven içinde, yaşanabilir bir dünyada Dünya Çocuk Günü kutlu olsun…

 

Kitap Tavsiyesi:

 

Nesnelerin içindeki sesi duyan, gönül gerçeğin evidir diyen Leyla İpekçi’nin, ilk romanı Maya 1998’de Milliyet Sanat Dergisi’nin İlk Kitap İlk Baskı adlı yarışmasında ödül almış bir eserdir. Çok kısa sürede altı baskı yapmıştır. Özellikle tüm ebeveynlerin okuması gereken, bir çocuğun dünyasını anlatan etkileyici bir roman… Anne babasının boşluğunu bakkal Mehmet Amcası ile dolduran Maya’nın dramatik hikâyesi…

 

‘’ Bir evin yuva olması için çok ama çok sıcak olması gerekiyor. Ve sizin çocuk yaşınızda sahip olduğunuz sıcaklık asla bir evi ısıtmaya yetmiyor. ‘’ Maya 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN