• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 10 Eylül 2016, Cumartesi 22:25 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:42
Font1 Font2 Font3 Font4
ÇİTLER

10256841_772189742815293_8854191847604245217_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Karış karış, adım adım çitlerle çevrili dört bir yanımız. Çitin içi kâh avuç içi kâh fındık kabuğu kâh gepegeniş. Ortası, çevremiz. Çevre, ortamımız demek. Yani içinde olduğumuz her türlü sistem, koşullarımız. Hani a’dan z’ye neysek onların kenar çizgilerini belirleyen sabit kalemdir ya koşullar. Sabit kalemle yazılan değerlerinden,  geleneğinden genetiğine, coğrafyasından aile yapısına, maddiyatından beslenmesine kolayca silinemez. Ve temellendirilen kavrama göre iyinin ölçüsü değişir.
Doğuştan getirdiğimiz her şey, saç rengimizden ten rengimize, sağlık durumumuzdan sosyo ekonomik ve sosyo kültürel her şarta, sevgiyle mi şiddetle mi büyüdüğümüze dek o katı  belirleyici gerçekler, bizim şartlarımızdır. Şartlar bir duvardır. Atlanıp da geçilmeye ya cesaret edilemez ya da zaten atlanıldığı zaman öte yan  bu yana tercih edilmez. Duvarı aşmak isteyen olursa ya şanslı olmalıdır geçebilmek için ya da cesur. Sıçrayamadan yorulur kimi, kimi asla yüksekliğin tepesine çıkıp da öbür tarafa atamaz kendini. Kimi de hız almak için koşarken duvara toslar. Yalnızca bir peri masalı gibi dinlenecek çorak bu yandan yeşillik öte yana geçişler vardır. Onlar da masal olmuştur. Külkedisi  öyküsünü kim bilmez?
Dapdaracığından gepgenişine çitler, insanların ressamı, mimarıdır. Biçimlendiricisidir. Kültür farklılıkları, apayrı gelenekler, adetler ve hatta yaklaşımların hammaddesi, çitin içinde kalan mayadandır. Adımlar vardır atılabilecek, adımlar vardır atılamayacak! Çitle çevrili  şartlar belirleyicidir yola çıkıp çıkmamada. Her yola çıkılamayacağı malum. Çünkü çitin o yöne açılan kapısı yoktur.
Çekirdeğimiz çitin içinden olsa da eğitimle, büyünülen yerlerle, okumuşlukla, gezip görmüşlükle çitin sınırları genişleyebilir; ama yine de özdeki bazı şeyler değişmezlerimiz olarak kalacaktır. Ne öğrendiysek kendi çitlerimiz içinde öğreniriz ilk. Hayata bakışı, göğüsleyişi, sevgiyi gösterebilme ya da gösterememeyi, sabrı ya da kızgınlığı, kini, öfkeyi, hıncı… Öğrenilenler kullanılacaktır. Kadına şiddetinden, dalına, yaprağına böceğine, kuşuna, ceylanına kıymaya dek.
İnsanların en önemsedikleri şey onurlarıdır. Bu konuda  bir zedelenme, o insan için hayatın kararmasıdır. Ne hayat oyundur ne de insanlar oyuncak. Ama kendini oyuncak yerine konmuş görmek, kendiyle oynanmış gibi algılamak olasıdır çocuğundan yaşlısına.
Eğer kendi şartlarımızın farkında olduğumuz kadar başkalarının şartlarının, çitlerinin hatta nasıl da yüksek örülmüş sapasağlam aşılmaz duvarlarının farkına varabilseydik onlarda kızdıklarımıza hala kızabilir miydik? Sırf kendi açımızdan değerlendirmeye devam edebilir miydik başkalarının içinde bulunduğu açıları? Farklı bir gözlükle bakarsak başkalarının gerçeklerini daha iyi anlamaz mıydık?
Herkesin içinde bulunduğu koşullar ayrı ayrı. Koşullar birbirine benzemez; ama içindekileri eleğin ince gözünden büyük gözünden eleyerek kendine benzetir. Anlayışlar, bakışlar öğrenilmiş, içinde yaşanan şartlara göre gelişir, şekillenir. Bu yüzden başka başkadır. Aynilik göstermez. Çöl şartlarında en çok kum türü ya da fırtınasına ait sözcük gelişirken buzullarda buz, kar türü, don üzerine sözcük türeyeceği gibi.
Farklı ortamlarda yetişmiş birçok kişi apaçık ortada olan bir olguyu kendi şartlarının biçimlendirdiği bakış açısıyla ele alacağından kendince anlar o şeyi. Böylece o tek olgudan birbirine benzemeyen öylesine çok çıkarım çıkar ki sonunda. Oysa olgu ya da gerçek bir tanedir. Sorun, bizim çıkarımımızın o gerçek olup olmadığıdır.
Eğer çitin içi bir apartmansa, içi köy olan çitlerin çevrelediği koşullardan apayrıdır ortamı. Eğer çitiniz metropolse, o metropolden bu metropole ne farklılıklar vardır ikliminden yaklaşımına.  Bir şeyi, bir kişiyi değerlendirmeden yermeye.
Suyun üzerinde bir görünüp bir kaybolan karabatağın çiti, suyla çevrilidir. Kara, onun çitinin öte yanıdır. Karabatağın tabiatı sudur.  Güvercinin çiti, çatılardır. Koskoca gökyüzünde  iki çatı arası kadar gökyüzüdür onun çitinin sınırları içindeki. Göçmen kuşların çitleri geniştir. Kıtalar, denizler üzerine çevrilidir. Kâh çitin güney ucundan bakarlar kuşbakışı kâh kuzeydeki parmaklıklardan.
Bir güvercinden bir karabatak ya da göçmen kuşun tabiatı beklenemez. Bir güvercin, neyse odur.  Her ne kadar uçup başka çatılara konsa da çitine döner sonuçta. Havayla sınırlıdır onun çiti. Çatı da o sınırın içindedir.
Kuşlar, başka kuşların hallerinden anlar. Gecenin  keskin bakışlı kuşlarını, dağ başlarının yırtıcılarını, suya batıp çıkanları, ötücülerin huylarını sularını tek tek bilirler. Hangi kuştan ne zarar gelir ya da gelmez bilirler. Hayata kuşbakışı baktıklarından belki de. Oysa insanlar… İnsanlar kuşbakışı bakamaz, olan biteni tepeden göremez. Bir açıdan  bakabilirler. Bazen iğne deliğinden bazen anahtar deliğinden. Kimileyin çitten düşmüş bir budağın boşluğundan. Daracık açılardan bakıp da  tek hissettiklerini doğru bilirler ama. Burnunun dikine  gittiklerinden ve gözlerini kolayca öfke bürüdüğünden belki. Keşke insanlar da bilebilselerdi hangi insanlar neyi hiç yapmaz, yaparsa da neden yapmıştır. Hangi insanlar başka insanları insan olarak görmeyip oyuncak yerine koyup da oynar?  Keşke kuşların bilebildiğince anlayabilseydik insan beynimizle kendi çitimiz dışındaki çitlerin berisindekileri. Evet, hislerimiz var; ama hislerimizle anlayamıyoruz. Hislerimiz sadece gözlerimizi körleştiriyor. Bir kızın, bir kadının, dardaki birinin çığlığını duyamıyoruz. Duyduğumuz yalnızca kendi sesimiz.
Çitin içindeki öz, yaptıklarımızın ya da yapamayacaklarımızın anasıdır. Evet başka ortamlarda bulunmuş yani başka çitlerin de kapılarından girip başkalıkları tanımış insanlarda gelişimler, değişimler olacaktır. Karşıdakini değerlendirmede, anlamada kendini onun yerine koymayı bilecek ve düşünecektir en azından. Zaten işin aslı da budur. Kendini, yerdiğin, kötü bellediğin, kızdığın, öfke duyduğunun yerine koymakta. Koyunca ille de karşıdaki haklı bulunmayacaktır elbet. Zaten amaç da o olmamalı. Amaç, karşıdakilerin içinde bulunduğu şartları kavramak ve onları öyle davranmaya iten nedenleri fark edip anlamaktır.
Kendimizi kimselerin yerine koymuyoruz oysa. Bizim şartlarınız, bizim gözlüğümüz, bizim açımız ve bizim çıkarımımız tek bildiğimiz. . Başka gözle bakamıyoruz. “Başka bir açıklaması olmalı bunun” diyemiyoruz tıkanıp kaldığımız, soluğumuzun kesildiği yerlerde. Dünya yıkılmış da altında kalmışız sanıyoruz hatta bazen ortada hiçbir şey yokken. Oysa belki yıkılan kaç başka dünyalar var görmediğimiz hemen yanı başımızda.
Kendini birinin yerine samimiyetle koyma, onu anlamak için atılan ilk ve en önemli adımdır. Böyle bir girişim, en olumlu yaklaşımdır. Bu adım, karşımızdakileri anlamaya yeter mi yetmez mi o başka; samimiyete bağlı. Ama en azından  iyi bir adımdır. Ve başka, yabancı bir çitin içine girebilmenin yolu sabırdır. Sabır, en zorlu yoldur. Bıçak sırtı gibidir. Unutulmaması gereken korukların sabırla helva olduğudur.
Keşke kızmak kadar kolay olabilseydi anlamak. Dile getirilemeyenler, getirilemeyecekler varsa eğer, suçlunun dil değil çitler olduğu bilinebilseydi. Eğer Şems’in “Sabır, / Dikene bakarken gülü,/ Aya bakarken gündüzü görebilmektir. / Bilmez misin/  Ayın hilalden dolunaya geçmesi zaman ister” deyişinin, çitin hem ta kendisi hem de şartlarının olgunlaşmasının önemini anlattığını  bilebilseydik.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN