• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 24 Kasım 2014, Pazartesi 10:51 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:48
Font1 Font2 Font3 Font4
Çıkılar dolusu çıkagelecekler

anı-yaşamak
Yazar: Ayşei Yasemin YÜKSEL
Anlamı geç vakitlerde kavranan çocukluk öyküleri vardır. Karıncalı, ağustos böcekli. Karınca geleceği düşünmek; ağustos böceği bugünü, anı yaşamakla özdeşleşmiştir. “Carpe Diem” diyenler de çıkar anı yaşamaya.
Herkes er geç yüzleşir hatalarıyla, yanlışlarıyla. Vakit, çıkısını açınca saklı olanlar dışarı kaçar. Ne yapılmışsa o ana dek iyisinden kötüsüne, sonuçları tüter çıkının ağzından. Bazen yangın kokusu bürür ortalığı. Bazen yeni biçilmiş temiz çayır kokusu duyulur.
Evet, geçip gider yaşananlar tatlısıyla acısıyla; geride kalır eskiler, dünler, yazıyla kışıyla mevsimler. Geçerler deee… Geçerken her biri kendi kalemiyle çizer geçtiği yeri. İz bırakırlar. O izler kimileyin yara izi olur, kimileri iz bıraktıracak izlere dönüşür. Ağaç gövdelerine kazınan kalpler gibi.
Bugünün adımı yarına giderken yarının adımları,  öte yarınlara atılacaktır. Dünün adımı da zaten bugüne basmaktadır. Çıkılar dolduracak adımlar, hep gelip çatacak o saate yürür. Saniye saniye, dakika dakika. Saatler boyu, haftalarca. Ve saatin zilinin çalacağı bir an mutlak olacaktır. O an uyanılacak, karşıda bulunacaktır iyisiyle kötüsüyle yüzleşilecekler. Bir gün, o güne dek yaptıklarımızın sonuçları kapıyı çaldığında kendimizle yüzleşmek zorludur.
Çıkına tek tek, irili ufaklı atılan her şey tepeler olup dağ gibi dikilecektir karşıya. Yanardağ mı, yoksa baharın eteklerinde eğleştiği, ormanla kaplı bir dağ mı olacağı karşılaşmadan önce akıl edilemeyenler. Yanardağsa yakıcıdır.
Seçimlerimiz, yanlışlarımız, yıllar yıllar sonra bizi yaşlılık yolundayken bekleyecek sonuçların yontucusudur. Gün gelecek açılıp içindekileri pervasızca saçacak çıkını unutmayı yeğleyerek yaşayıp giderken elimizde, eteğimizde bulacağımız ektiklerimizi. Ekilenler bir gün baş verir. Bir an gelir… Neler atıldıysa hayat toprağına, yeşerir çıkar. Diken diktiysek diken, güzellik diktiysek güzellik. Bir bir çıkagelir o ana kadar ekilenler. Biçilmek üzere. Doğrular harman,  harcanıp ziyan edilmişler, intikam okları olarak dikiliverirler karşıya. O anın geri adımı yoktur. Film, oynanmış, bitmiştir. Geri sarılamaz. Tek çekimliktir.
Gençliği öyle ya da böyle tüketip, ellilere, atmışlara gelindiğinde eski şarkıları hala dinleyen; ama eski neşesinde olmayanlara rastladığımızda hep kaçınılmaz yüzleşmeyle çoktan karşılaşıldığını düşünürüm. Yalnızlıkla yüzleşmenin çetin olduğuna tanık olmak, yalnızlığı yaşayanların acısı kadar üzüntü vericidir.
Doğumdan başlayarak yaşlılığa yol alınıyor. Yolda, yol arkadaşları olacaktır. Tabii eş dost edinildiyse. Arkadaşlıklar kurulduysa. Ki arkadaşlık, dostluk özen isteyen fidelerdir. Zor tohumlardır. Çillenmeleri kaç binde bir olan tohumdur bunlar. Emek isterler, zaman isterler, sabır isterler. Yaşlılığın semeresi, işte gençlikte ekilenlerin gençlik sonrası hasadıdır. Gençlikte kaçınmadan harcanmış emek, zaman, hatalara, yanlışlara, yokluklara karşı gösterilmiş sabır, koruğu helva yapan aşıdır.
Nasıl dertsiz tasasız gençlik yılları olduğunu bildiklerimiz, yaşlılığa doğru hırçınlaşıp giderek yalnızlaşıyorlar. Paraya en çok ihtiyaçları olan o anlarda, vaktiyle nasıl da har vurup harman savurdukları paraları, malları hiç kar etmiyor artık. Elleri avuçları boş kalıyor yaşlılıkta. Kıra döke, eğe büke harcanan onca yılın ardından kırılmadık, dökülüp saçılmadık pek bir şey kalmıyor geriye. Bu hoyratlıkla yaşlılığa doğru gitmek, yalnızlığa doğru gitmek anlamına geliyor. Sivri dilli bencil yaklaşımların ekildiği tarlaların hasadı, sonraki günlerin yalnızlığa mahkûmiyetidir. O zaman korkmadan edemiyor insan, biz de aynı yollardan geçmekte olduğumuzdan.
Yaşlılık, yatırım yapılacak en önemli şey şimdilerde. Kimsenin kimseleri tanımadığı koca şehirlerde yaşıyor kalabalıklar. Metropol labirentlerindeyiz. Halin hatırın sorulması şöyle dursun karşılaşılınca bir “Merhaba” bir “Günaydın”ın duyulmadığı kaybolmuşluklar demek metropollerde yaşamak. Yalnız başına yaşanan yaşlılıklar giderek artarken, yalnız yaşlıların hallerini bir kendileri bilir onca kalabalığın içinde. Koskoca kentlerdeki sayısız yalnız yaşlıların içinde çokça dostluk fidesi ekmişler de vardır vaktinde.
Bir kenara birikim yapmadan, eline avucuna geçenleri saçıp savurup verimli gençliği perme perişan ettikten sonra gelen,  hastaneden ilacına, bakım parasına gider demek olan yaşlılık, iyisiyle kötüsüyle harcanan gençliğin hasadıyla karşılaşma saatidir.  O an dövünmek değil derin bir “Oh” çekmek yeğlenir. Dövünmenin faydası yoktur da zaten.
Vaktinde parası olup da çarçur eden, tüketimin zirvesine bayrak dikenlerin yaşlılığı nasıl olur acaba? Herkesi kırmış geçirmiş, hep halini anlatmış; ama hiç hal sormamış,  derdini anlatanı da dinlememiş, hep önce kendisi gelmiş, ne bir yaraya merhem olmuş ne de kendisine yapılan iyiliklere bir teşekkür bile etmemiş ve bugün ektiklerini biçme vakti geldiğini haber veren yüzleşme saatinin ziliyle uyanmış olanlar,  artık ekecek tek bir tohum bile bulamazlar. Tohum ekmek, sadece belli bir dönemdedir. Bahardadır. Oysa yaşlılıkta yani sonbaharın sonunda artık tohum ekilmez.
Bir an gelecek, ne var ne yok eskilerde ekilmiş, dikilmiş çıkagelecek hasat mevsiminde. Yüzleşilecek onlarla. Onca uyarılara kulak tıkanılıp yapılmaya devam edilen hatalar, yanlışlar karşıdan arsızca sırıtacak. O arsızlığa tahammülden başka elden bir şey gelmeyecek.
Geçilen her yola ekilen dikenlisinden, çalısından meyve veren ağacından tohumlar, gençlik kalkanı düşmüş, okların önünde kalkansız, savunmasız kalınmış yaşlılıkta ağı da olabilecek, serin sular da.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN