RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Bir Peygamber Mucizesi – Güzel Ahlak
Eklenme Tarihi: 15 Mart 2017, Çarşamba 22:53 - Son Güncelleme: 15 Mart 2017 Çarşamba, 22:53
Font1 Font2 Font3 Font4



Bir Peygamber Mucizesi – Güzel Ahlak
Halil ÖZBARAN Kendi nefsim başta olmak üzere dünyayı ve dünyalıkları sevdiğimiz ve bağlandığımız kadar Allah’ı sevebilseydik, İslam’ı anlayabilseydik, Peygamberimiz (s.a.v.) ’e ümmet olabilseydik, dünyaya bu kadar bağlanıp, “Allah için yapıyoruz” yalanı ile vicdanımızı rahatlatmaya çalışmazdık sanırım. İşte bu hakikatin adı, “Ahlaksız, samimiyetsiz Müslümanlık” oluyor. Kısaca “Dil’den Hal’e” geçmiyor. Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin deyimiyle “Söküklerini dik […]


Halil ÖZBARAN
Kendi nefsim başta olmak üzere dünyayı ve dünyalıkları sevdiğimiz ve bağlandığımız kadar Allah’ı sevebilseydik, İslam’ı anlayabilseydik, Peygamberimiz (s.a.v.) ’e ümmet olabilseydik, dünyaya bu kadar bağlanıp, “Allah için yapıyoruz” yalanı ile vicdanımızı rahatlatmaya çalışmazdık sanırım.
İşte bu hakikatin adı, “Ahlaksız, samimiyetsiz Müslümanlık” oluyor. Kısaca “Dil’den Hal’e” geçmiyor.
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin deyimiyle “Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak; sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme.” 
Müslüman insan ahlâklı olur, güzel temiz bir ahlâka sahip olur. Buna katılmamak mümkün değil şüphesiz. Müslüman güzel ahlâk sahibi insandır elbette.
O halde nerede sorun yaşıyoruz? Muhammed İkbal’e, “Kaç Müslümanlardan, Sığın Müslümanlığa” dedirten şey ne?
Peygamber Efendimizin (s.a.v) kendisine Risalet verilmeden önce Hira’da inzivaya çekilişleri, tefekkürleri, günlerce bitmek bilmeyen arayışları, kıvranışları gelmeli aklımıza.
Uzun uzun Muhammedu’l-Emin oluşunu, ardından vahiyle müjdelenişini, âlemlere rahmet, âlemlere örnek, âlemlere yol gösterici oluşunu düşünmeliyiz.
En önemlisi de, güzel ahlâk sahibi bir insandan, bir peygamber doğuşunu.
Kurban bayramlarında gram gram ölçüyle hareket eden, hak geçmesin diye tartıların başında hassasiyetle bekleyen Müslümanların… İnsani ilişkilerde, iş ilişkilerinde, aile ilişkilerinde, eşleriyle olan ilişkilerinde sorunlar yaşaması başka ne ile açıklanabilir ki?
Temel değerleri doğruluk, dürüstlük, söze sahip olma, paylaşma, incelik, gibi nice kişinin karakterine ve şahsiyetine yön verecek değerleri/kavramları sindirmeden İslami hususlar ve değerler üzerine konuşmak, ahkâm kesmek ne kadar doğru?
Bu durumu Allah’ın (c.c) bize öğrettiği bir yetişme/yetiştirme yöntemi olarak görmeli ve idrak etmeliyiz. “Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz. Hem de ilahi kelamı okuyup durduğunuz halde? Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara/44)
Her fırsatta Hz. Aişe annemizin Hz. Peygamber’in ahlâkına ilişkin soruya verdiği “Allah müstehâkınızı versin. Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’an idi.” Cevabını tekrar tekrar düşünmeli ve örnek almalıyız.
“Kur’an-ı Kerim’i ahlâk edinmenin de bir ahlâk gerektirdiğini” unutmamalıyız.
Kısaca, en basit işlere başlarken bile bir hazırlık sürecimiz olmuyor mu? Ders çalışmaya başlarken misal mekânımızı, plan programımızı yaparak geçmiyor muyuz başına.
Burada da hakiki Müslüman, halis kul olmaya bir hazırlık evresidir söz konusu olan. Evet insan hataya meyyal yaratılmıştır. Kusursuz düşünülemez.
Hiçbir âdemoğlu yoktur ki günah işlememiş olsun… İnsan günah işleme fıtratında yaratılmıştır. İşte kastım tam da burada, kişinin kendi şahsiyetini, karakterini ve nihayet ahlâkını Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya hazır hale getirmesidir. Kendini tanıması zaaflarını fark etmesidir.
Şimdi soralım kendimize, Öğrendiğimiz ayetler, hadisler, siyer bilgisi, İslam tarihi, dinler tarihi, sahabe hayatları… Benliğimize ne kadar işliyor. Bizim eylemlerimize ne kadarı yansıyabiliyor. Dışarıdan bakan bir göz ne kadar işte bu salih/saliha bir mü’min/mü’mine diyebiliyor?
İstediğimiz her bilgiye ulaşabiliyor, bilgi denizi içinde boğuluyoruz.
Okuduklarımız bizi ihtiyarlatmıyor… Hûd suresi 112. Ayet ile ihtiyarladığını söyleyen Rasul’e inat bizler okudukça gençleşiyoruz! Bilgi bizleri tevazua değil, tersine şımarıklığa götürüyor.  Böbürlendikçe böbürleniyoruz. Bildikçe tahakküm gücümüz artıyor. Bilginin esiri oluyoruz.
Aslında Biliyoruz ki “Bilginin ahlâka dönüşmüş hali ilimdir ve ilim Allah’a ulaştırıyorsa ancak gerçek bir ilimdir. Değilse sadece malumattır.” Dolayısıyla işe ahlâkımızdan başlamakla mükellefiz.
Okuduklarımızın, yazdıklarımızın, dinlediklerimizin, konuştuklarımızın ve sustuklarımızın aklımıza, yüreğimize, eylemlerimize işlemesi hepimizin ortak duası.
Başlamamız gereken nokta apaçık ortada… Rabbim yardımcımız olsun. Güzel ahlâk sahibi ve hâlis Müslümanlardan kılsın… Özü sözü bir, özümüzü sözümüzü güzel kılsın.
 
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!