• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2014, Çarşamba 00:13 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:06
Font1 Font2 Font3 Font4
BİR HÜZÜN SENFONİSİ

hüzün foto
Necati Kağan ÇETİN
Hani bir öğretmen, çocuğa yazı öğretir. Çocuk, harfleri öğrenip yazmaya başladı mı, bir satır yazar ve öğretmene gösterir. Öğretmene göre aslında hepsi de eğri ve kötüdür. Fakat hoşgörülü bir şekilde ona:
“Hepsi güzel. Ne de güzel yazmışsın. Aferin, aferin!.. Yalnız şu harf şöyle olmalı… Şu harfi de şöyle yazman gerekir” der…
Birkaç harfin daha doğrusunu ona gösterir.
Çocuğun kalbine bir ümitsizlik gelmesin diye, geri kalan harfleri beğendiğini ifade eder. Böylece çocuğa yavaş yavaş öğretir.
                                                                                                        Hz. Mevlana
 
Biz öyle görünüyor ki, merhameti ve yumuşak kalpliliği kaybettik.
Daha süratli, daha rekabetçi, daha aceleci, daha mükemmeliyetçiyiz.
Gözlerimiz kusurları daha çabuk görüyor.
Hiç kimseye hata yapma fırsatı vermiyoruz.
“Sıfır hata” en öncelikli hedefimiz oldu.
Bu durum hiç hoş değil.
Neden?
Bir kere bizi yaratan, yaşatan Allah, bizden bir anda mükemmellik beklemiyor.
Allah, bizi kusurlarımızla, olduğumuz gibi kabul ediyor.
Bize tövbe etme fırsatı, af dileme fırsatı veriyor.
Bunu bildiğimiz halde, bu kadar katı kalpliliğe gerek var mı?
Merhamet etmeyene, merhamet edilir mi?

Modernitenin, insanlık yönümüze kurduğu tuzaklara düşmeyelim:
Vahşi rekabet, zayıfı ezmek, güçlüden yana olmak, kalp katılaşması, mükemmeliyetçilik, benmerkezcilik, sürat tutkusu, tüketim çılgınlığı, kibir, gösteriş merakı…
Bunların hepsi, modernitenin, insanlık tarafımıza kurduğu tuzaklar.
Oysa insan, şefkatle yaşar.
Merhamet göstermekle, insanlık merdivenlerini tırmanır.
Düşene bir tekme daha vurmamak…
Tam aksine, elinden tutup kaldırmak, insanı Yaratan nazarında yükseltir.
Yol yordam öğrettiğin kaç kişi var şu alemde?
Kime, ne şekilde usûl, erkân öğrettin?
Bu gaddarlık sana nasıl bulaştı?

“Benim elinden tutan oldu mu ki, ben başkasına merhamet edeyim?” cümlesi insana yakışmaz.
İnsan, zerre miktar iyilik veya zerre miktar kötülük yapsa, karşılığını görür.
Acı çeken bir ruhun acısını dindirmek, yaralanmış bir bedeni merhametle sarıp sarmalamak kadar güzel olan çok az şey bulunur bu dünyada…
Gaddarlık, insana göre değil…
Çatışma teorileri insanlığı yordu.
Şiddet kültürü, dünyadaki şefkat bulutlarını azalttı.
Televizyonlardan, gazetelerden sürekli olarak şiddet ve çatışma kültürü yayılıyor.
Buna ne kadar dayanabiliriz?

hüzün 2
 
Zevke ve iştaha odaklı uygarlık anlayışı insanlığı kemirirken, kime, neyi, nasıl anlatabiliriz?
Şimdilerde madde, para, dünya ve rekabet odaklı bir dünyada yaşıyoruz.
Zihinlerde uçuşan kavram ve kelimeler, herşeyin görünen cephesini veya para olarak karşılığını tarif ediyor:
Faiz oranları, döviz kurları, Euro-Dolar pariteleri, tüketim alışkanlıkları, pazarlama teknikleri, satış rakamları, borç yapılandırması, kredi kartı ödemeleri…
Bu kelimelerle sınırlandırılmış, hapsedilmiş “manevî kalp” nefes alabilir mi?
O kalpten merhamet beklenir mi?
Maddeye odaklı bir kalp, şefkatten ne anlar?
Karşılıksız iyilikten, diğergamlıktan ne anlar?
Katılaşmış kalpler, Yaratan’a minnet ve şükran duyabilir mi?
Dünya çapında yaşadığımız dev problemlere, problem kaynaklarına bir de bu açıdan bakın.

Dünyadaki problemlere çözüm arayan pek çok kurumlar var: Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Unesco, Dünya Sağlık Teşkilatı…
Bu kurumlar yıllardır bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Fakirlik problemine karşı fonlar topluyorlar, ırkçılığa karşı sempozyumlar düzenliyorlar, savaş karşıtı teşkilatlar kuruyorlar…
Ama olmuyor.
Çözümleri maddî alanda aradıkları için olmuyor.
Seküler ve dünyaya odaklı düşündükleri için, şiddet kültürünü sona erdiremiyorlar.
Bir kısır döngü böylece sürüp gidiyor.
Olan, bebeklere, çocuklara, hastalara, yaşlılara, fakirlere, çaresizlere oluyor!
Benmerkezciliğin bu kadar merkezde olduğu bir dünyada, kimseye laf anlatamazsınız.

Erdem Bayazıt, duygularımıza tercüman olsun:
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun
Belki bulmaya gidiyorsun kaybettiğimiz
O insan ve tabiat çağını
 
Dön bana ve dinle
Kuşlar uçuşuyor içimde
 
Loş bir keman solosu gibi
Kuşların uçuştuğunu içimde
Dön bana ve dinle
 
Karanlık denizlerin dibinde
Birtakım incilerin olduğunu
Birtakım incilere ve hatıralara
Neden bağlı olduğumuzu unutma


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN