• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 11 Kasım 2015, Çarşamba 12:46 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:45
Font1 Font2 Font3 Font4
Ben Severim Eleştirilmeyi

 
1556322_10202780045434749_103050466796798456_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
“Eleştiri mi? Ele olursa ‘Evet’; ama Özeleştiriyse Eğer, ‘Hayır’ ” adlı çalışmama naziredir.” 
Ben severim eleştirilmeyi. Burcumdakiler sevmezmiş, onların bileceği iş. Eleştirilmeyi sevmemekle kalmayıp her  şeyi bir güzel de eleştirirlermiş üstelik. Gerçi bana da pek yabancı değil bu haller; ama ben yine de severim eleştirilmeyi.
Eleştirilmek dediysem, yalnızca yazılardan bahsediyorum. Yazmak… Hani hoşnutsuzluktan beğeniye, kırılmaktan sevince, coşkuya hisler sözcük kılığına bürünür, cümleler halinde şekillenir, satırlar olarak konuşur ya sessizce. Atıldıkları gizlideki dağarcıkta bekleşen ne var ne yoksa birikim olur da gün yüzüne çıkar ya kâğıtlarda… Duyumsanmışlar, artık duramazlar karanlıklarda da kıpırdanıp yazı olur hani. Sonra da akacak yatak bulup, sel halinde satırlara dökülürler. Bir deneme, öykü, roman olurlar. İşte o yazılar benim bahsettiğim.
Kahvenin keskinini içmişçesine böler uykuları gecenin sessizinde çıkagelen sözcükler. Sıralanırlar; uzunlu, kısalı cümleler olarak. Ham haliyle. Son noktaya varıncaya dek dökülen ter, göz nuru, özverili  uzun bir çalışmadır.
Yazının taslağı, ocaktan çıkmış ham madendir. İşlenmemiş, şekillenmemiş. Ama kâğıda döküldüyse bir kere hissedilmişler, tohum yuvasındadır artık. Duyumsanmışların en iyi hissedence biliniyor olması, yazanın gözüne perdedir, geçici körlüktür.  Hammış, pişmişmiş ilkten ayırt edilemez o yüzden yazının tavı.  O halde yazı, henüz ateş görmemiş demirmiş gam değil artık. İskelet ortadaysa,  az çok olmuş bilinir sizce.
En yakınlarınızdan isterseniz yazınızın okunup, boğazdan tatlı bir su gibi geçip geçmediğinin anlaşılmasını. Siz de okuyanın yüzünü okursunuz o arada.
“Keyifli bir yazı olmamış” denmesi, keyfi kaçıracak tek şeydir. Sözün ağılısıdır o cümle. Acımasızdır. Yazı başında saatler geçirmek üzere uykunuzu bölmüşlüğünüzü de, gezmemiş, eğlenmemiş, tembellik hiç etmemişliğinizi de bir çırpıda siler atar. Kısa bir ifadedir; ama çok şey ifade eder.
Eğer böylesi bir izlenimin katı gerçekliği ile yüz yüzeyseniz, karşı eleştiriye geçmek için kaçırılmaz fırsattır içten içe. Okuyan ve fikrini belirten öyle aman aman bir okuyucu değilse pek aldırmazsınız. Ama okuyanlardansa… Bir de kalemi pek yazarlardansa… İşte o zaman yaman bir yaklaşımla başbaşasınız.
Bir yazıyı eleştirmek için, öylesine karalayanlardan olmak yeterli değil. Ama okuyanlardan olmak, hele de yazının hasından anlayanlardan olmak şart. Böylelerinin eleştirileri yabana atılmaz. Ama heybeye atılır; el değer değmez ince eleyip sık dokumak için.
Sonradan epeyce beğenilecek,  benim de çok sevdiğim yazılarımın ham halleri üzerine aslında küçük şeyler olsalar da ne eleştiriler duyduğum olur. Duyulmak istenmeyenler duyulduğunda ne yapılır? Hele de acımasız bir eleştiriyse, yazıdan tam keyif alınmaması üzerineyse. O zaman ne hanımeli kokarım ne yasemin, tüterim. Hasan Dağı’ndan vaktiyle püskürmüş lavların deminde.
Mavi sular üzerinde kızıl yangınlarda batan güneş gibi bakarım, kaşlarım çatılır; ama göstermeden.  Yalnızca yürekte.  Kirpiye dönerim, oklarım çıkar. Hiçbirinin bir hedefi yoktur, fırlatılmayacaklardır da. Ama kirpiye çevirir eli kalem tutanları böylesi bir eleştiri. Çünkü emek verdiğiniz her şey, sizin için çok şeydir.
O zaman ilk yapılacak olan, keyif almayanın gözüyle okumaktır yazımı. “Daha kâğıda yeni dökülmüş bir yazı henüz hamken keyif vermez elbette”  diyerek. Temizliğe başlarım dip köşe. Kaç yıllık evlerde unutulmuş, birikip yığılıp kalmış eşyalar gibi gözüken sözcükleri gıcırdatarak çekerim yerlerinden. Silerim.
Hak da veririm eleştirenin gözüyle okurken satırları. Eveleyip gevelemeden yazmak ne güne. Ama bir de hâkim olamadığın bir anlatım şekli var. Üslup hani. O yine kalsın biraz biraz orada burada; ama yalınlığa bürünsün anlatım. Yaprakları da olsun ağacın, meyvesi de. Ancak yabani sarmaşıklar belirmesin dalların arasından. Ökse otu bitmesin tepesinde.
Kıyı köşe iyice temizlenip, arındıktan sonra daha bir değerini bilirim eleştirinin. Ya o eleştiriyi duymasaydım… Ya o temizliğe kalkışmasaydım…
Bulup buluşturup takınmış; ama yakıştıramamışlar gibi gözükeceğine etraflıca temizlik sonrasında ortaya çıkan,  yerli yerinde yakışanları kuşanmış haldeki yazımı okuyunca, işaret fişeği olan eleştiriye teşekkürüm gecikmez. Eleştiriler, damar tıkanıklığına direnidir yazılarda. Yazıların tozlarını savurtan, kirlerini akıtan bereketli bahar yağmurlarına benzerler.
Eleştiri, bir çividir. Bitti sanılan yontulardaki kabalıkları, biçimlenmemiş noktaları şekle sokan bıçkıdır. Yazının heykeltıraşı her ne kadar yazanı olsa da, son haline az kalmış yontuların şekle girmesi için bazen bir başka göz gerekir. O gözün elindeki çivi, törpülenecek noktaları işaretler. Yontucu da işaretlenmişlere son halini verir. İnsan, kendi kusurlarına kördür; ihtiyaç, o körlüğün görmediğini görecek keskin bir gözedir.
Ne zaman yazılarımın birinin başına bir eleştiri gelse, ilkten o benim sandıklarda gizli, her biri inci mercan taneleri, rengârenk taşlar olan sözcüklerimi dizerek gerdanlık edasına bürüdüğüm cümlelerime kıyıcı olduğunu düşünmeden edemem o eleştirinin. Ama bu hoşnutsuzluk, tüten dumanı görmemi engelleyemez. Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış, bilirim.
Ben severim eleştirilmeyi; yerindeyse, hakkıyla yapılmışsa eğer. Böylesi bir eleştiri, bir üst basamağa çıkmak, bir kamburdan kurtulmak, omuzlara binmiş fazlalıklardan arınmaktır, gölgede kalmamaktır çünkü.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN