• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 17 Ağustos 2018, Cuma 01:20 - Son Güncelleme: 17 Ağustos 2018 Cuma, 01:20
Font1 Font2 Font3 Font4
Bala Yolculuk; Çiçek Kucağı

Çiçek göbeğince sarı kumaşa siyah biyeli elbise giymiş bir bal arısı olmak, kimi kadim bilgilerin ta kendisi olmaktır bir yerde. Kanat çırpışı keyfine vara  vara uçmak amaçlı değil de, varsa yoksa arı olmak kavramı için olan bal arısı olmak ne zormuş. Arılarca üretilen başka bir tür  altın madeni olan bal, altının yapamayacaklarını yapan kehribar sarısı şifadır.  

 

Bal arıları, etrafa keyif saçan çiçeklerin kucağındaki güngörmez işçilere benzer.  Kimyasından eczasına, geometrisinden mimarisine bilginin hası, iğneli bu böceğin içinde saklı. Larvalıktan çıktıktan hemen sonra “çöp gibi” bile denemeyecek arka bacakları şifalı yüklerle dolu. Çiçekler kendilerini meyve olgunluğuna taşıyacak arılara kucaklarını açarken arılar böylece sadece bal yapmakla kalmayıp aynı zamanda çiçeğin meyveye yolculuğunun biletini kesen de oluyorlar.

 

Ya arılar ağaçlarda, dallarda dolanıp tozlanma yapmasaydı! Arı, saç teli gibi ince arka bacaklarını  çiçek tozuna bulayıp bal hammaddesi yüklenirken çiçek meyveye yolcuğun müjdesini almış olur. Güzel, parlak kanatlarını sanki yaprakları kıskandırmak istercesine açan kelebeklerden çok, arıların yolunu bu yüzden gözler çiçekler. Nasıl gözlemesin! Sinesindeki toz, bala nasıl dönüşebilir yoksa? O tozlara tek bal arıları altın tozu değeri katar.

 

Ya bal yapmakla ya da meyveye dönüşsünler diye çiçeklerle fazlasıyla meşgul arıların şarkısının tek vızıltı makamında olması da beste yapmaya fırsat bulamamalarından olmalı. O vızıltı, aslında yörüngesinde dönerken dünyanın uğultusu kadar anlamlı. Hayatın sürdüğü ve insanlığın yeryüzünde yaşamakta olduğunu anlatan ses  çünkü. Arılar yeryüzünden yok olursa, dört yıla kalmaz insanlığın da yok olacağı feryadını duymayanımız kalmadı artık, malum. Yani arılar sayesinde gerçekleşen tozlanma yoksa meyve de yok, ürün de, yemiş de. O zaman açlık olur. Öyle önemli işte, ağustos böceğinin yapamadığını yapıp çalışkanlığın simgesi olmuş  arılar.

 

Arı dansı, vızıltıdan ayrı bir arı dili. Arılar, buldukları  balözüne giden yolu  arkadaşlarına danslarıyla anlatırlarmış.

 

Arının yolculuğu çiçeklerde toz toz saklı bala olduğundan tek çiçeğe konarlar.  Sinek değil ki arılar ona da konsun, buna da. Arı bu! Adı gibi arı… Duru yani.  Aparı. Bozulmayan, kokmayan tek şey. Üç bin yıllık bal bulunmuştu da bir zamanlar, hala yenebilir haldeydi. Ne derler Aksaray’da “Asıl azmaz, bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar çünkü aslı ayran.”

 

Çiçek çiçek duraklardaki molalarda toplanan özlerle bala yolculuk,  aslında bir gizeme, otamaya doğru. Buram buram çiçek  kokusu arasında  bir arı ömrü tüketildikten sonra  ortaya çıkmış bir petek bal,  bir bakarsın buram buram ter dökmüş arıya bile yar olmaz. Çiçekten peteğe oradan kavanoza  şifayla eşdeğer anlamdaki bu gıdanın yerini tutacak tek bir başka gıda yok. Öyle ki küçücük arıların koskoca emekleriyle yaptıklarını ne insan eli kotarabilir ne bir fabrika üretebilir onlardan gayri. Bal, eczanın kendisi.   

 

Arılara bakınca… Bir arı kadar olamadık biz insanlar, kendi çiçek gibi dünyamızda.  Bozgunculuğu yapıcılığa; tüketmeyi üretmeye yeğlemek bal arısının doğasında yok. İşte o yüzden bir arı kadar olamıyoruz çoğu kez. Peki, ya arıların dünyasında eşek arısı olmak?

 

Kovan da, kovandakiler de varsa ancak o zaman var olunabileceği, yeni oğullar verilebileceği unutulmadığında, ben değil biz anlayışı tam anlamıyla kavranmış olmaz mı? Tek savunması olan iğnesini batırınca öleceğini bile bile kendini kovana siper eden  bir bal arısı olabilmek! Arı değil, arı olmak kavramı için eşek arılarına karşı çarpışıp yok olmaya razı olmak… İşte, arı bu! Hem canlı olarak hem de arılık duruluk anlamlı olarak.

 

Bal arısı olmak zor iş! Belki de ancak bal arılarının işi, o iş…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN