• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 26 Aralık 2016, Pazartesi 21:03 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:39
Font1 Font2 Font3 Font4
AYNA, SURETLER ve ASIL

10256781_10203709715052975_978783769812409717_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Şimdilerde çocukluğun kâh eğlenceli kâh korkulu güneşte kurutulmuş anıları olmuş lunaparklar, aslında yerçekimi, merkezkaç kuvveti kanunlarının oyuna dönüştüğü yerler değil midir?  Eğlencelerin ardında ne fizik kanunları uzanıp giderken insanların da oyalanıp gittiği ışıklı, neşeli oyun alanlarıdır oralar.
Belki çocuklukta denk geldiniz bir lunaparkta duvarı beyaz kireç badana değil de ayna kaplı odalara. Daha içeri girerken aynalı oda alabildiğine sizin görüntülerinizle dolar. Bir eşik atlarsanız, varlık sayınız birken, onlarca olmak üzeredir. Yeter ki aynalı odanın kapısı önüne gelin, eşikte belirin. O an suretleriniz de aynalarda belirecektir. Yansımalar arasında gerçek ve suret birbirine karışır. Şimdilerde sosyal medyada gerçek kişi ile büründüğü suretlerin karıştığı gibi.
Sanal ortamlarla sarıp sarmalandığımız şu sıralar diyelim ki bir sosyal medya hesabınızda farklı adlar altında gönderilmiş görünen paylaşımlar,  hadi aynı el tarafından gönderildi ise ya? Bir kişi, kendini saklayarak yani aslını göstermeden suretleriyle sanal ortamlarda bir başkasıymışçasına gezinebilir.  Bu durumda, olan bitenden habersiz karşıdakiler sosyal medyada olduklarını sanırken bir lunaparkın korku tünellerinde de olabilir, gizemlerle dolu bir adaya düşmüş gibi de hissedebilir.
Aynadaki yansımalarınız ne kadar sizsinizdir? Asıl kişi, aynalı oda dışındayken yansıma ne kadar gerçektir?  Yansımalar, yanılma mıdır asıl olmadıkları için? Ortada tek bir asıl; yani ad; yani kişi varken yanıltıcı yansımaların binlere ulaşması işten değildir.
İkiz, üçüz bile olunsa ana karnında, hiçbir insanın kopyası,  sureti bulunmaz yeryüzünde. Her insan tektir, ondan bir tane daha yoktur.   Oysa sanal ortamda tek bir kişi, istediği kadar çok ad altında kılıktan kılığa girerek birçok kişi olabilmekte bir anda. “Kendi kendini sanal klonlama çokça yeğlenen bir hal mi oldu artık?” diye sordurtacak kadar çoğalmış böylesi olaylar. Gazetelerden okuduklarımıza bakılırsa.
Kalabalıklar içinde yalnızlık bu çağın insanının yakından bildiği bir şey artık. Kafasını kaşıyacak vakti olmayan insanların kafaları çözülecek, kördüğüm olmuş sorunlarla dopdolu.  Kimsenin başka bir kimsenin derdini umursayıp koşturacağı hali kalmamış belki de.  Bir merhaba bile demekten uzağız artık yanımızdan geçenlere.
Oysa bir tık ile bunaltıcı yalnızlıktan kaçarak yazılı, sohbetli sanal yolculuğa çıkılabiliyor. Güya kırk yıllık dostlar arasındaymış gibi bu durumlar,  teknolojinin eli iledir. Kim olduklarını gizleyen asılların,  suretleriyle kim bilir kimlerin ekranlarında belirmeleri mümkün bu seyirde. Sırf kendilerinin bildiği bir oyunda aynı anda kaç kişiyi oynamaları hiç de zor değil.
Dağ başında koyunlarını otlatan çobandan halini soracak tek bir kişinin olmadığı yapayalnız insanlara kadar hepimiz içindeyiz bu “merhaba, nasılsın” anlamındaki teknolojik tıkların. Amaçlar farklı farklı belki tıklarken. En çok konuşmak, dertleşmek belki. Haberdar olmak. Kendinden haberdar etmek. Öyle ki olmayacak kararlar alanlar, son mesajlarını gönderdikleri arkadaşlarınca son anda kurtarılıp hayata döndürülebilmekteler.
Onca kalabalıktayken yine de yalnız hissetmelerin çağı şimdi. Hayatın akışı, yükselen değerler kimini içe kapatıyor, kimini bencilleştirebiliyor. Zaman içindeki bakış açısından kültürel değişimlere yaşanan farklılıklar, birini en yakınlarından bile farklı kılıyorsa o zaman bir fay hattı vardır artık derinlerde, depremlerin habercisi.  Bu depreşen şey, yalnız kalmaktır; belki en yakınlar arasında belki kalabalıkta. Kaçış, sanaladır o zaman.
Bir “nasılsın” sorusunu duymanın özlemindekiler için bir tık,  bu beklentinin giderilmesi için çalınan kapının sesidir. Merhabalar şimdilerde tık ile söylenir oldularsa,  bir tık yalnızlıkların özetidir o halde. O tık, belki de aynalı odanın eşiğinden atlayan ayak sesidir.
Kimi gizlisiz saklısız ortada olup aynalı odadan uzak dururken kimi odanın eşiğini aşacak suret suret. Adından, yüzünden başlayarak saklamaya. Öne suretlerini sürecekler yani. Kendileri kuklacıyı oynayacaklar. Suret kuklalarının ipleri ellerindeyken. Kendilerince haklı nedenlerle.
Sanal zamanların sanrıları bunlar. Bir tık ile geçici olarak giderilen yalnızlıklar ya da belki de karda yürüyüp iz bırakmadan kendi kendine eğlenmelerin anahtarları. Çıt çıkmayan ortamlardan bir tık ile koyu sohbetlere dalmanın tarifsiz mutluluğuna yelken açma…
Hangi sosyal medya hesap hırsızı, kapıyı hesap hırsızı olarak çalar? Saklanarak, kibarca, bambaşka biri olarak çalar elbet. Yine bir haber vardı gazetelerde geçenlerde, birileriyle internetten tanışıp da başlarına dolandırılmaya dek neler neler gelmiş kişiler hakkında.
Suretler, bir kez daha, bir daha başka adlarla belirdikçe, onlara kapıları açanlar olur a belki de işkillenecek. Diyelim ki işkillendi… İşkillenmek, gerçeklemek anlamına gelmez. Kuruntu mahiyetindedir. Vesveseye bile çalabilir. Neler işkillendirebilir o zaman kapıları aynı tıkla defalarca çalınanları?
Herkesin gölgesi tektir. Güneş tepeden vurduğunda, yere tek gölge düşer. Oysa yerde birkaç gölge görünür gibiyse…
Yani bir şeyleri çağrıştıran yaklaşımlar, tarzlar vardır. Yakınmalar, aynı şeyi dert etmeler, kızmalar, haykırmalar… Aynı yangında tutuşmuşların feryatlarının aynı olması gibi. Önceleri tanıdık gelen bu çığlıklar, seslenmeler giderek tek ağızdan çıkıyormuş gibi gelebilir. Diyelim ki bunalımlar içindeki bir yeni yetmenin kızgın dik bakışlarını görmesek de bazı sözcükler an olur o öfkeli bakışlarcasına görünebilir. Yaralı yaylardan fırlamış ok gibi kinayeler, yaralayıcı olabilir. Yani öylesine değil de sanki bir hedefe gönderiliyor gibi duyumsatabilir her şey. Böylece birçok farklı kişi ile iletişimde bulunduğunu sanan birini, aslında o birçok kişin tek bir kişi olup olmadığı konusunda tereddüde düşürebilir.  Belki ilkinde değil, beşincisinde hatta on yedincisinde; ama mutlak birinden birinde bu kadar tesadüf olmaz deyip işkillenenler çıkacaktır. Karşıdaki onlarca sosyal medya hesabının aslında tek bir kişiye ait olup olmadığını sorgulayacak.
İşkillenmek yeter mi emin olmak için?  Yetmez. Belki punduna getirip suretlerden en etkin olanına sorsanız da yetmez. Hangi suret, suretliği kabul eder ki aslını yani sırrını açık ederek? O zaman işkillenenler için karmaşa oluşur. Böylesi ikircikler, içinden çıkılabilecek bir durum olmadığından çoklukla sanal ortamların tabiatının bu olduğu, yüz yüze söylenemeyenlerin sisler ardından, bir ekranda beliren sözcüklerle kolayından söylenebildiği düşünülecektir elbet.
Öyle düşünülecektir çünkü işkillenmek belirsizliktir ne de olsa.   Sadece kuruntudur. Kuruntu, aynalı odada birilerinin olduğunu hissetmektir aslında. Çünkü onca görüntü arasından sadece biri asıl görüntü diğerleri o görüntünün yansımalarıyken asılla suretler ayırt edilemez.
Şimdi eskilerin gerçek lunaparkları yerine büyüklü küçüklü herkesin koşturduğu sanal lunaparklar var, adına sosyal medya denilen.  “Artık lunaparklar, bilet alınarak girilen yerler değil, en çok oyun oynamaktan dolandırmaya, yalnızlıktan bunalmışlardan eğlence arayanlara bilet almaksızın; ama bir tıkla erişilen sanal ortamlara dönüştü” desek yanlış olur mu?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN