RÖPORTAJLAR
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI

AYASOFYA’DA BİR CUMA NAMAZI
Eklenme Tarihi: 2 Nisan 2015, Perşembe 21:45 - Son Güncelleme: 2 Nisan 2015 Perşembe, 21:45
Font1 Font2 Font3 Font4



AYASOFYA’DA BİR CUMA NAMAZI
  Fatih Duman Ey dil konuş ki, bu konuşmak zamanıdır. Gönülde olanı, lisanı yakanı söylemek zamandır bu. Zira ciğerim yanıyor kirpiklerimi o günlerin izleri sürmeleyince. Ne vakit ki Ayasofya’nın o heybetli kapısından içeri girsem; o sultanın, ebu’l feth Fatih Han’ın bu kapıdan başı önde girişi hatrıma düşüyor ve senelerdir ezan sesi yankılanmayan Ayasofya’nın duvarlarında Fatih’imin […]

img_0843 
Fatih Duman
Ey dil konuş ki, bu konuşmak zamanıdır. Gönülde olanı, lisanı yakanı söylemek zamandır bu. Zira ciğerim yanıyor kirpiklerimi o günlerin izleri sürmeleyince. Ne vakit ki Ayasofya’nın o heybetli kapısından içeri girsem; o sultanın, ebu’l feth Fatih Han’ın bu kapıdan başı önde girişi hatrıma düşüyor ve senelerdir ezan sesi yankılanmayan Ayasofya’nın duvarlarında Fatih’imin hayaline ağlıyorum.
Geçenlerde “İstanbul” deyince aklına ne geliyor diye sordu bir dostum. Ayasofya dedim ve boynum büküldü, sustum. Doğrudur, İstanbul denilince benim hatrıma her zaman evvel bahiste Ayasofya gelir. Sanki o hep orada durmuş da şehri onun olduğu yere kurmuşlar ve asırlar boyu ona nur gömleğini giydirecek birinin geleceğini bekleyip durmuş gibi gelir bana. Ve ne vakit Ayasofya’ya gitsem, ne vakit aklıma düşse pembe ile turuncu arası o güzel yüzü, boğazımda düğüm düğüm sözler kalır da utanır, ağlayamam. Ayasofya, hayalimin en derin yarasıdır ve ben ne zaman onu hayal etsem gözlerinde yaşlar vardır; ağlar Ayasofya…
Ayasofya sizin de hayallerinize böyle ilişiyor mu? Boynu bükük, mahzun bir Ayasofya görüyor musunuz bakınca ona ve gözleriniz yaşarıyor mu? Ya da Ayasofya’nın ah u vahını duyabiliyor musunuz? Ağladığını görebiliyor musunuz onun? Ayasofya her Cuma öğlesinde İstanbul göğünde yankılanan ezanları işitip ağlıyor. Kendine kaderine ve dahi kendi kederine hayıflanıyor. Asırlarca bekleyip de tez yitirdiği Fatih’inin tekrar geleceği bir gün var sanıyor ve bu kez kapıların önünde bekliyor onu.
Ey dil, konuş ki bu konuşmak zamandır.
Ayasofya nazlı bir gelindir, nazenin bir dilberdir o. Sonradan ihtida etmiş insanların samimiyeti vardır heybetli bedeninde. Simasında nurdan bir perçem kara libaslar yerine örtülmüştür asırlar evvelinde “kutlu bir sultan” eliyle. Bir Salı günü şehrin kırık kapısından içeri giren sakalı esvedi kara, gözleri sakalından daha kara bir yiğidin bakışlarıyla değmiştir kubbesi göğe. “Allah “ nidasını duyunca titremiş, asırların özlemiyle inlemiştir. Lakin onun taştan bedenini ipeğe çevirecek gün bir Cuma günüdür. Ve gördüğü o yiğit işte bu Cuma öğlesi ilk tekbir ile asırlar öncesinin ilahi muştusunu avuçlarına serecektir Ayasofya’nın.
Şimdilerde kan yutmuş yiğit gibi sızlıyor o. Muhtemel ki o, Fatih’in çoktan bu diyarları terk eylediğini bilmiyor da; başı dik, mağrur, halen bir nazlı gelin gibi duvağını açacak, kulağına ezanı okuyacak bir yiğidi bekliyor. Ayasofya vaktin yıktığı onlarca mabede inat, asırlara direniyor, bir kez daha o sesi duyabilmek için bekliyor.
Ey dil, konuş ki bu konuşmak zamandır. İçimde bazen yaralayan bazen yara bağlayan bir sırdır Ayasofya.
Kalemi kırık bir şair benim gönlümde olanı kendi lisanıyla döküyor gök kubbeye;
Gam düşüyor gönlüme, içimde derin bir sızı
Secdeler haykırıyor aşk ile “Ayasofya’da Cuma namazı”
Her kitabın satırında okuduğum sırlı yazı
Bir tek kere nasip olsa Ayasofya’da Cuma namazı
Emir Fuad
Ayasofya her Cuma öğlesi gam ile ağlıyor, neden duyamıyorsun ey kâri?


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!