• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 3 Ocak 2017, Salı 22:24 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:39
Font1 Font2 Font3 Font4
Anlamın Anlamı

yaprak-dunya-795x326
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Dogmatik yaklaşımın anlamayacağı bir başlık, anlamın anlamı. Ne mi o dogmatik anlayış? Sunulmuşun eğriliğine doğruluğuna, yanlışına hilesine bakılmaksızın onu kabul eden yaklaşımlar! Böylesi tavırlar, zamanın törpüsüdürler. Dil dökmek yetmez gerçeği anlatmak için çünkü tek gerçek vardır dogmatik bir anlayışta; bellediği.
İlkin adlardan girelim anlamın anlamına. Adlar… Hani bazılarınca daha bebek ortada yokken düşleri kurulan bir insanın tabelası, kodu mahiyetindeki çağrılmalar. Bir yerin sırlarını bir sözcükle anlatan il sınırındaki, köy girişindeki levha üzeri yazılar…
Adlar çok şey anlatıyor. O yüzden  yer adlarındaki değişiklikler hayati olabiliyor. Yer adlarının en ilklerinden bahsediyorum. Son birkaç yüzyıldır olanından değil. Öyle ki bu konu etimoloji bilim alanının temasını oluşturuyor. Nesnelere, olgulara  verilen adlar, o şeyin köklerini ele verirken aslında her konudaki kökeni de sergiliyor. Yani adlar, kök demek. İsimler, isimden çok öte anlamlar taşır demek.
Diyelim ki çok kültürlü toplumların yaşadığı yerlerde gürültü patırtı çıktığında ilk yok edilenler  mezarlıklar oluyor. Zira mezarlıklar bir yerin evveliyatının, tarihinin, kim ve ne olduğunun çoklukla taşlara ya da beyaz mermerlere yazılmış birkaç satırlık belgesidir. Islak değil; ama soğuk imzasıdır. Balballar gibi. Yüzyıllardan milenyumlara görsel tarih taşıyan sessiz, selvili alanlardır.
Kendimize ait olup da çoklukla batılıların sanıp onları yapınca, söyleyince daha batılı olduğumuzu düşündüğümüz; ama o yapılanların anlamlarını bilenler karşısında gülünç duruma düştüğümüz öyle çok şey var ki. Dile kadar. Mesela “kervan” sözcüğü. Bizdeki kervan, batıya caravan/karavan olarak geçmiş. Oysa şimdi biz kervan sözcüğünü karavan olarak söylüyoruz.
Başka bir örnek de yoğurdumuz. Adı bile “yogurth” olarak aynen geçmiş bizden başka kültürlere. Yoğurdu öğrettiklerimizden kimisi, yoğurdun  meyvelisini, falancalısını da sonradan  bize satmışlar. Bize ait olanı başkalaşmış olarak benimserken kendimize yabancılaştığımızı hiç fark edememişiz. Karavan sözcüğünde olduğu gibi. Diyelim ki İtalyanlar ile o kadar ortak yanımız var ki. Bizim eriştemiz onların makarnası. Bizim pidemiz onların pizzası.
Gizliden gizliye bir köken anlatmaktaki yer adları, nereden gelindiğinden toprağındaki madene dek neler neler söyler aslında.  Diyelim ki 1915 yılında becayiş ile Anadolu’daki Rumlar Yunanistan’a giderken Yunanistan’daki Türkler de Anadolu’ya göç etmiş. Aksaray’daki bugünkü adıyla Güzelyurt eski adıyla Gelveri, tam anlamıyla buna örnektir.
Çoğu ticaretle uğraştığından zengin olan Gelverili Rumlar, Yunanistan’a göç ettikten sonra  yerleştikleri muhtemelen Türkler’in boşalttığı köye Neo Kalivera yani Yeni Gelveri adını vermişler. Ve geride bıraktıkları Gelveri’nin aynını orada kurmuşlar. Oysa Yunanistan’dan Aksaray’a gelenler buradaki Gelveri’nin adına hiç dokunmuyor. Başında “Yeni” olan bir ad  ile değiştirmiyorlar Gelveri’nin adını. Nice sonra Güzelyurt oluyor Gelveri. Ama nereden geldiklerine, göçe ait en ufak bir ibare taşımıyor Güzelyurt ismi. Çekilen onca ıstırabı, ataların mezarlarının geride bırakıldığını, yanda getirilemediğinden ya tümden terk edilen ya da üç beş kuruşa yok pahasına satılan  evleri, terk edilen işyerlerinin hüznünü anlatamıyor. Ancak Aksaray’daki Gelveri’den Yunanistan’a gidenlerin yerleştiği köyün adı Yeni Gelveri olurken her şeyi anlatıyor. Tıpkı Avrupa’dan göç edenlerin Amerika’da başına New  yani Yeni ilk adını getirerek kurduğu şehirler gibi.
Bizde de başına “Yeni” sıfatı konularak verilmiş tek tük yer adları olsa da giderek anlamından uzaklaşmakta buralar. Mesela geride onca ağıt, gözyaşı ve acı bıraktıklarından şarkıları hep hüzünlü olan Boşnaklar’ın İstanbul’da kurduğu Yeni Bosna.
Ankaralı olarak, Ankara adının neredeyse hep aynı kalmasından mutluluk duyarım. Engürü de güzeldir, Ankara da. Sonuçta onca binyıl içinde bazı değişiklikler olacaktı seslerde mutlaka; ama Engürü’den  Ankara’ya aman aman bir değişiklik yok. Bu kadar değişiklik  de olacak zaten binlerce gece gündüze değişir, onlarca medeniyet gelip geçerken.
Çocuk adları, şimdilerde çok bir değişti. Öyle ki gazetelerde falanca ünlünün çocuğuna koyduğu ismin ne anlama geldiğini öğrenebilmek için ya sözlüklere bakmak ya da  internetten aramak gerek. Bazen hiçbir yerde bulunmayan adlar da çıkıyor karşımıza. Sonradan o ünlüden öğreniyoruz bebeğin isminin anlamını.
Bebeklere ad koyarken neden o ismin aslında addan çok daha fazlası olduğunu, asıl astar anlattığını,  diyelim ki ülkesinden çok uzaklarda yaşasa ve oralarda kimsesiz ölse neye göre gömüleceğine ilk karar verdiren şeyin ismi olduğunu göz ardı ederiz? Neden o bebeklerin bir gün mezar taşlarında yazan adının bundan yüzyıllar, yüz yıllar sonra o taşa bakanlara “burası bambaşka bir uygarlığın mezarıymış. Oysa biz filanca uygarlığın yaşadığını sanırdık buralarda” diyecekleri düşünülmez.
Bir de ses ahengine kanıp, anlamına bakmadan çocuklarına iyi bir ad koyduklarını sanırken dilbilgisi ögelerinden birini mesela edat anlamına gelen yabancı bir sözcüğü  ad olarak çocuklarına verenler var.  Böylece çocuğuna “Edat” diye seslenmek… Ve aslında edat dediğini de bilmemek… Yani o çocuğu edat diye mi düşüneceğiz; o çocuklar aslında birer özneyken?
Bilgisizlikten kaynaklanan cesaret, bilmeden yapılan işlerin başa açacağı işler adlarda da alabildiğine sürüp gidiyor. Kendimizin olan şeyleri unuturken kendimizin olmayan ne varsa anlamını, içini dışını bilmeden alıp benimsiyoruz. Öyle ki bunlara şakalı günler de dahil.
Bazı toplumlar çocuklara ad koyma konusunda son derece titiz. Bu, kendileri açısından çok da takdir edilecek bir yaklaşım. İsimler kesinlikle kendilerinden seçiliyor. Anlamına hatta sayısal değerlerine bakıp koyuyorlar bebeklere adlarını. Adlarına  sahip çıkınca, kendilerine sahip çıkıyorlar çünkü. Tıpkı tarihte ilk biz kurulduğumuzdan bizim verdiğimiz isimler taşısalar da  daha sonraları başka kültürlerin verdikleri adla anılagelmiş yerler şimdi bir bakıyoruz sanki hiç bizim değilmiş, biz kurmamışız gibi algılanıyor. Ad demek, benlik demek yani. Bunu en iyi Mehmet adı anlatır.
Melisa başka bir dildendir; oğul otu anlamındadır. Ancak bebeklere oğul otu değil de o otun yabancı dildeki söylenişi yani melisayı koymak yeğleniyorsa eğer, ne yaptığımızı biliyor muyuz? Niye yaptığımız ya?
Anlamının ne olduğu bilinmeden özenilen adların çocuklardan köylere, kasabalara verilmesinin ne kadar yerinde olup olmadığını göz ardı edersek o kadar kendimize yabancılaşırız.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN