• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Şaban Çetin
Şaban Çetin
Eklenme Tarihi: 29 Kasım 2018, Perşembe 12:06 - Son Güncelleme: 29 Kasım 2018 Perşembe, 14:00
Font1 Font2 Font3 Font4
Allah’a Ismarladık

                                                  “Sînede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
                                                  Geçme ey rûh-ı revân ömr-i şitâbanım gibi”(1)

                                      Nedim

 

İnsan varla yok arasında güzeran eder muvakkat ömrü. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlanır masallara ki, insan ömrü her zaman masal tadında seyredip bir murada erilerek nihayet bulmasa da, “Bir varmış bir yokmuş”luğu bakımından masallardan farksızdır. Adem(2) denen yokluk bir şapka tevdi edilerek dil marifetiyle varlığa dönüşür: Âdem(3) olur. Ona tevdi edilen ve hep kendinden biraz mesafeli duran şapka, her an bir rüzgârın azizliğine hazır bulunmaktadır. O şapka uçtuğu vakit, sureta varlık yerinde duruyor sanılır ama uçup giden ruh o cesedi çoktan anlamsız kılmıştır.

 

Hayat hep bir geliş – gidiş, buluş – yitiriş, kavuşup- ayrılışlar silsilesi halinde devam eder. Rahm-i maderden(4) ayrılış bu âlemde bir doğum heyecanı olarak ortaya çıkar. Çocukluk geçip giderken gençlik gelir ihtişamla. Bekârlığın kabına sığmaz halleri, fırtınalı günleri nasıl geçip gittiği anlaşılmaz bir halde tükenirken, evliliğin saadeti insanın durulduğu bir liman olur. Derken hayat gailelerinin sarmalında, geçim telaşesiyle olgunluk demleri gelir ve bitip tükenir. Belki insan ömrünün en hızlı akan çağı bu çağdır. Nasıl gelip nasıl geçmiştir anlaşılmaz, ama geçip gider çarçabuk.  Artık kemal demlerine, eskilerin tabiri ile “aklının erip gücünün yetmediği” bir çağa vasıl olur insan. Şimdi ecelin gelip çatacağı vakti, hiç olmadığı kadar tetikte bekler insan. Yeni ayrılış, yeni bir buluşma vaktidir. Burada ölüm görünen, başka bir âleme doğuş olarak vakti gelince tahakkuk eder.

 

Bu geliş gidişler, buluş ve yitirişler sadece insanın biyolojik gelişimi bağlamında meydana gelen şeyler değildir. İnsan ruh planında da sayısız kez bulur ve yitirir; kavuşur ve ayrılır. Bir salıncağı/sarkacı aheste harekelerle sallar gibidir. Giden ayrı haldir, gelen ayrı hal. Sevinçle itelediği sarkaçtan bazen hüzün, bazen şaşkınlık, bazen de öfke gelir, acı gelir. Ruh planında halden hale geçer insan. Kimi zaman hayat ona revnaklı, rengârenk halleriyle görünür; sevinç ve mutluluğun bin bir tonuna şahit olur. Kimi zaman da acı ve ıstırabın ateşiyle yanar tutuşur; örs ve çekiç arasında çile doldurur.

 

Dedik ya, bir küçük alametle yokken var olan insan, ömrü boyunca var olanların yok, yok olanların var olması şeklinde bir biri ardınca takip eden haller ve hadiseler silsilesinde bir seyrüseferdedir. Kudret kaleminin kendisi için yazdıklarına vasıl olurken duyduğu gönül hoşluğu ile,  yine kudret kalemince üzeri çizilenler, elinden ya da gözlerinin önünden kayıp giderken yaşadığı hüzünler arasında çetin bir imtihan yaşamaktadır.

 

Gerçek şudur ki, insan ömründe saadetler hep kısa sürer, meşakkat ve ıstıraplar ise adeta zamanın sırtına taşınmaz bir yük gibi biner de, geçmek bilmeyen ıstırap demleri insanı, ömürde hatta bütünüyle dünya hayatında rahatlık ve saadetin olmadığı, olamayacağı kanısına götürür. Hatta bu kabil tespitleri çoğu kere rahatlık, bolluk ve neşe içinde bir hayat sürdüğünü sandığımız kimselerden duyarız da şaşarız. Bu durum, saadet deminde vakitlerin kazandığını sandığımız hız ve meşakkat demlerinde vakitlerin topal bir bineğe dönüştüğünü algılayışımızdan kaynaklıdır. Vakıa odur ki zaman her halükarda aynıdır ancak acılar, zorluklar, hüzünler insanda her zaman daha fazla tesir meydana getirir.

 

Bir de bazı şeyler vardır ki, insan için zoru kolay kılar, acıya tat verir, kederi sevince tebdil eder. Bu öyle bir sırdır ki, insan için büsbütün menfi gözüken birçok durumu müspet hale döndürür. “Bir derdim var bin dermana değişmem”(5) diyen kimse böyle bir sırra mı ermiştir? Kim bilir…

 

Lise yıllarında, bir derste hocamız Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz” mısralarını aktarmış ve yorumlamamızı istemişti. “Kese savaşı” ifadesindeki keseyi para/altın kesesi olarak anlayan bizler ve bizim ne anladığımızı bir türlü idrak edemeyen hoca arasında bir süre anlama savaşı meydana gelmişti. O dersin dışında farklı bir zamanda sözün hakikatini kavramak nasip olmuştu.

 

Belki Yunus’un sözüyle birebir aynı bağlamda değil ama medeniyetimizin ve dilimizin binlerce yıllık serencamı içerisinde bir inci gibi oluşmuş, öylesine güzel kalıplaşmış sözlerimiz var ki, düşünüp idrak ettikçe şaşıp kalıyor insan. Ayrılık her zaman hüzün vericidir. İtiraz edecek olanlara, hüzün vermeyen kopuşlar ayrılık değildir, diyeyim baştan. İnsan, ömründe birçok kere yaşar ayrığı. Kendisinden ayrıldığı bazen bir köy/kasaba/şehir ya da ev gibi bir mekân; bazen anne, baba ya da kardeş, bazen candan ileri bir arkadaş ya da canfeza/canfeda bir eş/sevgili olabilir. Bunlara daha birçok ilave yapabilirsiniz. Ancak dilimizde öyle bir veda sözü var ki, hüzün telkin eden her veda anına tarifi mümkün olmayan bir güzellik ve asalet katıyor. Sırf bu ifadeyi söyleyebilmekteki içkin haz, ayrılığı; bir yakından, bir dosttan hülasa bütün ayrılmak durumunda olduklarınızdan ötürü yaşadığınız hüznü güzelleştiriyor.

 

Dilimizde pek çok örneği bulunan muhteşem buluşlardan bahse konu olanı: Allah’a ısmarladık. Şimdi sizler de, dilimizdeki bu harikulade buluşlara misal teşkil eden başka kalıplaşmış söz ve ifadelerle ilgili düşünebilir,  onlarla ilgili düşündüklerinizi insanlarla paylaşabilirsiniz. Belki de böylece,  kendi değerlerimizin imbiğinden süzülmemiş “hadi bay” gibi manasız ve eğreti bir takım kalıp ifadeleri terk eder de, kendi değerler dünyamızın eseri ifadelerle bir birimize seslenmeyi seçeriz.

 

Allah'a ısmarladık!

 

Vesselâm.

 

1 –“Sinede bir lahza/an eğlen gel cânım gibi

      Geçme ey yürüyen sevgili çabucak geçen ömrüm gibi”

2-Adem: Yokluk

3- Âdem: varlık,insan

4- Rahm-i Mader: Ana rahmi

5- Hatâyî


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN